1 Kıtalık Şiirler: Yunus Emre’den Orhan Veli’ye 15 Kısa Şiir

📁 Şiir Alıntıları 🕒 21 Eki 2026

Son güncelleme: 21 Ekim 2026

Bazen uzun bir şiire vakit yoktur, ama tek bir kıta bütün bir kitabın söyleyemediğini söyler. 1 kıtalık şiirler, dört dizede bir duyguyu ya da bir düşünceyi eksiksiz anlatan küçük şaheserlerdir. Bu yazıda Yunus Emre’den Orhan Veli’ye, yedi yüzyıllık Türk şiirinden 15 kısa kıtayı bir araya getirdik.

Yan yana dört portre: Fuzûlî'nin minyatürü, Namık Kemal, Mehmet Âkif Ersoy ve Orhan Veli Kanık'ın fotoğrafları
Görsel: Fuzûlî minyatürü ile Namık Kemal, Mehmet Âkif Ersoy ve Orhan Veli Kanık portreleri / Wikimedia Commons

Her maddede kıtanın tam metnini, ne anlattığını ve şairin hayatından kısa bir notu bulacaksınız. Kıtaları yaklaşık olarak şairlerin yaşadığı döneme göre sıraladık; metinleri en az iki kaynakla karşılaştırdık ve eski harfli metinlerin yaygın Latin harfli okunuşlarını esas aldık. Kutulardaki Kopyala düğmesi, kıtayı şairin adı ve şiirin başlığıyla birlikte kopyalar.

Kıta nedir?

Kıta, Arapçada “parça” demektir. Divan edebiyatında kıta, genellikle iki beyitten, yani dört dizeden oluşan ve ilk beyti kendi içinde kafiyelenmeyen (xaxa düzenli) bir nazım biçimidir; bir düşünceyi kısa ve özlü biçimde anlatmak için kullanılır. Halk şiirinde ve modern şiirde ise “kıta” kelimesi, şiiri oluşturan dörtlük ve bentlerin her biri için de kullanılır.

Bu listede iki anlamın da örnekleri var: Tevfik Fikret’in “Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem”i tek başına yazılmış gerçek bir kıtadır; Fuzûlî, Bâkî ve Namık Kemal’den aldıklarımız ise gazel ya da kasidelerin dört dizelik bölümleri. Yunus Emre’den Orhan Veli’ye uzanan öteki örnekler, tek başına okunduğunda da anlamı tamamlanan dörtlükler.

15 kıta bir bakışta

ŞairŞiirDönem
1. Yunus EmreAşkın Aldı Benden Beni13.–14. yüzyıl, tasavvuf şiiri
2. Pir Sultan AbdalKul Olayım Kalem Tutan Ellere16. yüzyıl, Alevi-Bektaşi şiiri
3. FuzûlîBeni Candan Usandırdı16. yüzyıl, divan şiiri
4. BâkîBâkî Kalan Bu Kubbede Bir Hoş Sadâ İmiş16. yüzyıl, divan şiiri
5. Karacaoğlanİncecikten Bir Kar Yağar17. yüzyıl, âşık edebiyatı
6. NedîmBir Safâ Bahşedelim Gel Şu Dil-i Nâşâda18. yüzyıl, Lâle Devri
7. Ziya PaşaDiyâr-ı Küfrü Gezdim19. yüzyıl, Tanzimat
8. Namık KemalHürriyet Kasidesi19. yüzyıl, Tanzimat
9. Abdülhak Hâmit TarhanMakber19. yüzyıl sonu
10. Tevfik FikretKimseden Ümmîd-i Feyz EtmemServet-i Fünûn
11. Rıza Tevfik BölükbaşıUçun Kuşlar20. yüzyıl başı
12. Mehmet Âkif Ersoyİstiklâl MarşıTBMM, 12 Mart 1921
13. Ahmet HaşimBir Günün Sonunda Arzu20. yüzyıl başı, sembolizm
14. Sabahattin AliHapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)Sinop Cezaevi, 1933
15. Orhan Veli KanıkAnlatamıyorumGarip akımı

İçindekiler

1. Yunus Emre – Aşkın Aldı Benden Beni

  • Aşkın aldı benden beni,
    Bana seni gerek seni.
    Ben yanarım dün ü günü,
    Bana seni gerek seni.
    Yunus Emre, “Aşkın Aldı Benden Beni”

Dönem: 13.–14. yüzyıl, tasavvuf şiiri · Biçim: ilahi, 8’li hece

Yunus burada ilahî aşkın insanı kendi benliğinden nasıl kopardığını anlatıyor: “Aşkın beni benden aldı; gece gündüz yanıyorum ve bana yalnızca sen gereksin.” “Dün ü gün” gece ve gündüz demek; yanmak hiç dinmeyen bir özlemin adı. Anadolu’da Türkçe şiirin öncülerinden Yunus Emre’nin bu dizeleri, yedi yüz yıl sonra hâlâ en çok ezbere bilinen dörtlüklerden.

Şiir bestelenerek bugüne kadar geldi; Cem Adrian’ın Bana Seni Gerek Seni yorumunun sözlerinde bu kıtayı aynen bulabilirsiniz. Yunus’un bir başka şiiri olan “Gel Gör Beni Aşk Neyledi” de Barış Akarsu’nun sesiyle yeniden sevildi.

2. Pir Sultan Abdal – Kul Olayım Kalem Tutan Ellere

  • Kul olayım kalem tutan ellere,
    Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.
    Şekerler ezeyim şirin dillere,
    Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.
    Pir Sultan Abdal, “Kul Olayım Kalem Tutan Ellere”

Dönem: 16. yüzyıl, Alevi-Bektaşi şiiri · Biçim: koşma, 11’li hece

Şiirdeki âşık, derdini bir kâtibe yazdırıyor ve önce kalem tutan ellere “kul olayım” diyerek yazıya duyduğu saygıyı gösteriyor. Sivaslı Pir Sultan Abdal’ın bu türküsü, yerinden yurdundan ayrı düşmüş birinin sevdiğine ulaşmak için başvurduğu tek yolu anlatır. Bazı derlemelerde nakarat “yaz şaha böyle” biçiminde geçer; o zaman arzuhal sevgiliye değil, hükümdara yazılmış olur.

Türkünün en çok bilinen yorumlarından biri Selda Bağcan’ın Sivas Ellerinde Sazım Çalınır kaydı.

3. Fuzûlî – Beni Candan Usandırdı

  • Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı,
    Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı.
    Kamu bîmârına cânân devâ-yı derd eder ihsân,
    Niçün kılmaz bana dermân beni bîmâr sanmaz mı.
    Fuzûlî, “Beni Candan Usandırdı”

Dönem: 16. yüzyıl, divan şiiri · Biçim: gazelin ilk iki beyti

Gazelin açılışı şöyle sadeleştirilebilir: “Sevgili cefasıyla beni canımdan bezdirdi; kendisi cefa etmekten hiç usanmaz mı? Ahımın ateşinden gökler yandı, dileğimin mumu hâlâ yanmayacak mı? Sevgili bütün hastalarına derman olur; beni neden hasta saymaz?” Bağdat çevresinde yaşayan ve 1556’da ölen Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn’un da şairi; acıyı en zarif hâliyle söyleyen divan şairi olarak anılır.

Fuzûlî'yi beyaz kavuk ve sarı-siyah kaftanla, elinde açık bir kitapla oturur hâlde gösteren 16. yüzyıl minyatürü
Görsel: Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şuarâ tezkiresinde Fuzûlî minyatürü / Wikimedia Commons

4. Bâkî – Bâkî Kalan Bu Kubbede Bir Hoş Sadâ İmiş

  • Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal,
    Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.
    Görmez cihânı gözlerümüz yâri görmese,
    Mir’ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş.
    Bâkî, “Bâkî Kalan Bu Kubbede Bir Hoş Sadâ İmiş”

Dönem: 16. yüzyıl, divan şiiri · Biçim: gazelin üçüncü ve dördüncü beyti

“Sesini Hz. Dâvûd gibi bütün dünyaya duyur; bu kubbenin altında kalıcı olan yalnızca güzel bir ses, iyi bir hatıraymış.” Kanuni devrinin “sultânü’ş-şuarâ”sı sayılan Bâkî (1526–1600), mahlasıyla “kalıcı” kelimesini ustaca birleştiriyor. İkinci beyitte ise sevgiliyi görmeyen gözün dünyayı da göremeyeceğini, onun güzelliğinin bütün âlemi gösteren bir ayna olduğunu söylüyor.

Bâkî Divanı'ndan bir sayfa: üstte şair Bâkî'yi genç bir okurla birlikte gösteren minyatür, altında nesih yazıyla beyitler
Görsel: Bâkî Divanı’ndan şairi gösteren minyatürlü sayfa (1595) / Wikimedia Commons

5. Karacaoğlan – İncecikten Bir Kar Yağar

  • İncecikten bir kar yağar,
    Tozar Elif Elif diye.
    Deli gönül abdal olmuş,
    Gezer Elif Elif diye.
    Karacaoğlan, “İncecikten Bir Kar Yağar”

Dönem: 17. yüzyıl, âşık edebiyatı · Biçim: koşma, 8’li hece

İnce ince yağan karın savruluşu bile sevgilinin adını fısıldıyor; gönül ise bir derviş gibi “Elif, Elif” diye diyar diyar dolaşıyor. Elif hem bir kız adı hem de halk şiirinde düz ve ince boyu simgeleyen ilk harf. Toroslarda yaşadığı bilinen Karacaoğlan’ın sade Türkçesiyle yazılan bu dörtlük, Hafız Sadettin Kaynak’ın bestesiyle de çok sevildi.

6. Nedîm – Bir Safâ Bahşedelim Gel Şu Dil-i Nâşâda

  • Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâşâda,
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a.
    İşte üç çifte kayık iskelede âmâde,
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a.
    Nedîm, “Bir Safâ Bahşedelim Gel Şu Dil-i Nâşâda”

Dönem: 18. yüzyıl, Lâle Devri · Biçim: şarkı, ilk bent

“Gel, şu neşesiz gönle biraz sevinç verelim; ey salınarak yürüyen servi boylum, haydi Sadabad’a gidelim. Bak, üç çifte kayık iskelede hazır bekliyor.” Lâle Devri’nin şairi Nedîm (ö. 1730), Kâğıthane’deki Sadabad köşkü ve bahçelerine yapılan gezintileri şiire taşıdı. Divan şiirinde soyut kalan sevgiliyi İstanbul’un gerçek mekânlarına çıkaran bu şarkı, dönemin neşesini bugün de hissettiriyor.

7. Ziya Paşa – Diyâr-ı Küfrü Gezdim

  • Diyâr-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşâneler gördüm;
    Dolaştım mülk-i İslâm’ı, bütün vîrâneler gördüm.
    Bulundum ben dahi dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âlî’de,
    Felâtun’u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm.
    Ziya Paşa, “Diyâr-ı Küfrü Gezdim”

Dönem: 19. yüzyıl, Tanzimat · Biçim: gazelin ilk iki beyti

Ziya Paşa (1829–1880), Avrupa’da gördüğü bayındır şehirlerle Osmanlı ülkesinin yıkık hâlini iki dizede karşılaştırıyor. İkinci beyitte hükümet merkezi Bâbıâli’yi bir “dârüşşifâ”ya, yani akıl hastanesine benzetiyor: Orada Eflâtun’u bile beğenmeyen nice “divane” görmüştür. Terkib-i Bend ve Terci-i Bend’in şairinin keskin dili, bu kısa kıtada bütün gücüyle duyuluyor.

Ziya Paşa'nın fesli, beyaz sakallı, ceketli hâliyle çekilmiş siyah-beyaz stüdyo fotoğrafı
Görsel: Ziya Paşa portresi, Abdullah Frères stüdyosu / Wikimedia Commons

8. Namık Kemal – Hürriyet Kasidesi

  • Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten,
    Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten.
    Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten,
    Mürüvvetmend olan mazlûma el çekmez iânetten.
    Namık Kemal, “Hürriyet Kasidesi”

Dönem: 19. yüzyıl, Tanzimat · Biçim: kasidenin ilk iki beyti

“Çağın yargılarının doğruluktan ve dürüstlükten saptığını görünce onurumuzla devlet kapısından çekildik. Kendini insan bilen, halka hizmetten usanmaz; cömert ve yiğit olan, mazluma yardım etmekten geri durmaz.” “Vatan şairi” Namık Kemal (1840–1888), Hürriyet Kasidesi’ni bu iki beyitle açar. Özellikle üçüncü dize, kamu hizmetini anlatan konuşmalarda bugün de sık sık alıntılanır.

Namık Kemal'in kıvırcık saçlı, sakallı, papyonlu ve ceketli hâliyle 19. yüzyıl stüdyo fotoğrafı
Görsel: Namık Kemal portresi, V. Hisslarian stüdyosu / Wikimedia Commons

9. Abdülhak Hâmit Tarhan – Makber

  • Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı,
    Gönlüm dolu âh u zâr kaldı.
    Şimdi buradaydı gitti elden,
    Gitti ebede gelip ezelden.
    Abdülhak Hâmit Tarhan, “Makber”

Dönem: 19. yüzyıl sonu · Biçim: uzun mersiyenin açılış dörtlüğü

“Şâir-i Âzam” diye anılan Abdülhak Hâmit (1852–1937), eşi Fatma Hanım’ı 1885’te Beyrut’ta veremden kaybettikten sonra Makber’i yazdı. Açılış dörtlüğü yasın ilk şaşkınlığını anlatır: Az önce yanında olan insan, ezelden gelip ebediyete gitmiştir. Türk şiirinde kişisel acıyı bu kadar açık söyleyen ilk büyük ağıtlardan biri olarak kabul edilir.

Abdülhak Hâmit Tarhan'ın bıyıklı ve keçi sakallı hâliyle, bacak bacak üstüne atmış şekilde sandalyede oturduğu fotoğraf
Görsel: Abdülhak Hâmit Tarhan sandalyesinde / Wikimedia Commons

10. Tevfik Fikret – Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem

  • Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl;
    Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim.
    İnhinâ, tavk-ı esâretten girândır boynuma;
    Fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim.
    Tevfik Fikret, “Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem”

Dönem: Servet-i Fünûn · Biçim: tek başına yazılmış kıta

Listenin en “kıta” olanı bu: Tevfik Fikret (1867–1915) dört dizeyi bağımsız bir şiir olarak yazdı. “Kimseden iyilik ummam, kanat dilenmem; kendi göğümde kendim uçarım. Boyun eğmek, boynuma esaret halkasından ağır gelir; fikri, irfanı, vicdanı hür bir şairim.” Son dize, Rumelihisarı’ndaki Âşiyan’da yaşayan şairin bütün hayatının özeti gibi okunur.

Tevfik Fikret'in bıyıklı, koyu takım elbiseli ve kollarını kavuşturmuş hâliyle siyah-beyaz portresi
Görsel: Tevfik Fikret portresi, SALT Araştırma arşivi / Wikimedia Commons

11. Rıza Tevfik Bölükbaşı – Uçun Kuşlar

  • Uçun kuşlar, uçun doğduğum yere;
    Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
    Ormanlar koynunda bir serin dere,
    Dikenler içinde sarı gül vardır.
    Rıza Tevfik Bölükbaşı, “Uçun Kuşlar”

Dönem: 20. yüzyıl başı · Biçim: koşma, 11’li hece

“Filozof Rıza” lakaplı Rıza Tevfik (1869–1949), memleket hasretini halk şiirinin diliyle söyleyen aydın şairlerin başında gelir. Kuşlara “doğduğum yere uçun” diye seslenirken aklındaki manzara mor sümbüller, serin dereler ve dikenler arasında açan sarı güllerdir. Hayatının uzun bir bölümünü yurt dışında geçirmek zorunda kalan şairin bu koşması, gurbeti anlatan en sevilen şiirlerden biri oldu; bazı baskılarda oğlu Mehmed Said’e ithafla yer alır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın bıyıklı, takım elbiseli hâliyle oymalı bir koltukta oturduğu 1910 tarihli fotoğraf
Görsel: Rıza Tevfik Bölükbaşı portresi (1910) / Wikimedia Commons

12. Mehmet Âkif Ersoy – İstiklâl Marşı

  • Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.
    Mehmet Âkif Ersoy, “İstiklâl Marşı”

Kabul: TBMM, 12 Mart 1921 · Biçim: marşın ilk kıtası

Hepimizin ezbere bildiği bu dört dize, İstiklâl Marşı’nın ilk kıtası. Mehmet Âkif Ersoy (1873–1936), marşı Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde yazdı ve şiir 12 Mart 1921’de TBMM’de millî marş olarak kabul edildi. Âkif, yarışma için belirlenen ödülü bağışladı; marşı Safahat’a da almadı, çünkü onu milletine ait bir eser olarak görüyordu.

Cumhuriyet ve bağımsızlık temalı başka şiirler için 29 Ekim şiirleri derlememize göz atabilirsiniz.

Mehmet Âkif Ersoy'un kır sakallı, açık renk takım elbiseli ve kravatlı hâliyle siyah-beyaz portresi
Görsel: Mehmet Âkif Ersoy portresi / Wikimedia Commons

13. Ahmet Haşim – Bir Günün Sonunda Arzu

  • Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!
    Ahmet Haşim, “Bir Günün Sonunda Arzu”

Dönem: 20. yüzyıl başı, sembolizm · Biçim: şiirin son bendi

Ahmet Haşim (ö. 1933) akşamı ve göl kıyısını en çok seven Türk şairlerinden. Tekrarlanan “akşam” kelimesi, günün bitişini neredeyse bir ninni gibi duyuruyor; batan güneş suya “sırma bir kemer” gibi yansıyor. Şair, bu saatte bir kamış olup göllerde sessizce sallanmayı diliyor. Anlamdan çok müziğiyle etkileyen bu dörtlük, Haşim’in şiiri sözle musiki arasında bir dil olarak görmesinin en güzel örneklerinden.

Ahmet Haşim'in bıyıklı, ceketli ve kravatlı hâliyle çekilmiş siyah-beyaz vesikalık portresi
Görsel: Ahmet Haşim portresi / Wikimedia Commons

14. Sabahattin Ali – Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)

  • Başın öne eğilmesin,
    Aldırma gönül, aldırma;
    Ağladığın duyulmasın,
    Aldırma gönül, aldırma.
    Sabahattin Ali, “Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)”

Yazıldığı yer: Sinop Cezaevi, 1933 · Kitap: Dağlar ve Rüzgâr (1934)

Sabahattin Ali (1907–1948) bu şiiri Sinop Cezaevi’nde yatarken yazdı; duvarların ardından duyduğu dalga sesleri şiirin öteki dörtlüklerinde de yankılanır. İlk kıta, umutsuzluğa kapılmamayı, gözyaşını bile gururla saklamayı öğütleyen bir iç ses gibi. Bugün cezaevi müzesinin duvarında şairin fotoğrafıyla birlikte bu şiir asılı duruyor.

Şiir, Edip Akbayram’ın Aldırma Gönül yorumuyla geniş kitlelere ulaştı. Şairin öteki şiirleri için Sabahattin Ali şiirleri yazımıza da bakabilirsiniz.

Sinop Cezaevi'nin duvarında yan yana asılı Aldırma Gönül şiirinin metni ve Sabahattin Ali'nin çerçeveli fotoğrafı
Görsel: Sinop Cezaevi duvarında Sabahattin Ali’nin fotoğrafı ve Aldırma Gönül şiiri / Wikimedia Commons

15. Orhan Veli Kanık – Anlatamıyorum

  • Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Gözyaşlarıma, ellerinizle?
    Orhan Veli Kanık, “Anlatamıyorum”

Dönem: Garip akımı · Biçim: serbest şiir, ilk bent

Orhan Veli (1914–1950), Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte başlattığı Garip akımıyla şiiri ölçüden, uyaktan ve süsten kurtarmak istedi. Bu dörtlükte bile ne kafiye ne de ölçü var; yalnızca okura yöneltilmiş iki yalın soru. Şair, kelimelerin acıyı tam olarak taşıyamayacağını itiraf ediyor; şiirin adı da zaten bu itiraftan geliyor.

Daha yakın dönemden kısa ve yalın şiirler sevenler Ahmet Erhan şiirleri ve Ahmet Muhip Dıranas şiirleri derlemelerimize de göz atabilir.

Orhan Veli Kanık'ın geriye taranmış saçları, ceketi ve kravatıyla sepya tonlu yakın plan portresi
Görsel: Orhan Veli Kanık portresi / Wikimedia Commons

Hangi kıta sana göre?

Bir mesajın, bir notun ya da bir paylaşımın altına yazacak kısa bir şiir arıyorsan ruh hâline göre şu kıtalardan başlayabilirsin:

Daha fazla dize arayanlar için öteki derlemelerimiz: şiir alıntıları, Sabahattin Ali sözleri ve Kürk Mantolu Madonna alıntıları.

Sık Sorulan Sorular

1 kıtalık şiir ne demek?

1 kıtalık şiir, tek bir kıtadan, yani çoğunlukla dört dizeden oluşan kısa şiirdir. Divan edebiyatında kıta, iki beyitten oluşan ve ilk beyti kendi içinde kafiyelenmeyen bir nazım biçimidir; halk ve modern şiirde ise dört dizelik her bölüme kıta ya da dörtlük denir.

Kıta ile dörtlük arasındaki fark nedir?

Dörtlük, dört dizeden oluşan her türlü şiir bölümüne verilen genel addır. Kıta ise divan edebiyatında belirli bir nazım biçiminin adıdır: Genellikle iki beyitten oluşur ve kafiye düzeni xaxa şeklindedir. Günlük kullanımda iki kelime çoğu zaman aynı anlamda kullanılır.

En bilinen 1 kıtalık şiir hangisi?

Tek başına yazılmış kıtaların en bilinenlerinden biri, Tevfik Fikret’in “Fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim” dizesiyle biten kıtasıdır. Bir şiirin ilk kıtası olarak en çok ezbere bilinen dört dize ise İstiklâl Marşı’nın “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” diye başlayan ilk kıtasıdır.

Kısa şiirler hangi şairlerden seçilebilir?

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan’ın dörtlükleri; Fuzûlî, Bâkî ve Nedîm’in beyitleri; Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Sabahattin Ali ve Orhan Veli’nin kısa bentleri, ezberlemesi kolay ve mesajlarda kullanılabilecek kısa şiirler için iyi bir başlangıçtır.

Kaynaklar

Bilgileri şu kaynaklarla karşılaştırdık:

  • Vikikaynak: “Aşkın Aldı Benden Beni”, “Kul Olayım Kalem Tutan Ellere”, “Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda”, “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm”, “Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem”, “Uçun Kuşlar Uçun”, “Bir Günün Sonunda Arzu” ve “Anlatamıyorum” sayfaları.
  • MEB Türk Dili ve Edebiyatı 9. ve 10. sınıf ders kitapları (“Uçun Kuşlar”, “Aşkın Aldı Benden Beni”).
  • Türk Dil Kurumu, “İstiklâl Marşı” metni; Diyanet İşleri Başkanlığı, Dijital Safahat.
  • DergiPark, “Nedîm’in Bir Safâ Bahş Edelim Gel Şu Dil-i Nâşâda Adlı Şarkısında Bir Değer Olarak Güzelliğin Tasviri” makalesi.
  • İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı nota arşivi, “İncecikten Bir Kar Yağar” (Hafız Sadettin Kaynak, segâh türkü).
  • Milliyet şiir arşivi (“Makber”, “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”, “Bir Günün Sonunda Arzu”); Türk Dili ve Edebiyatı (turkedebiyati.org), “Hürriyet Kasidesi”.
  • Şiir derleme siteleri: siir.gen.tr, Şiir Parkı, Antoloji.com, Duygu.net, liseedebiyat.com, Türkü Dostları.
  • Görseller: Wikimedia Commons.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.