Yazan
Editör · Sözleri.co
- 1992 İstanbul doğumlu
- Radyo ve Televizyon mezunu
- Tam zamanlı editör
Hilal Can, 1992 yılında İstanbul’da doğdu. Radyo ve televizyon eğitimi aldı. Sözleri.co’da tam zamanlı editör olarak şarkı sözü sayfalarını, şiir ve kitap alıntılarını ve kültür yazılarını hazırlar. Edebiyat, şiir, sanat, felsefe, psikoloji ve bilim alanlarına ilgi duyar.
- Edebiyat
- Şiir
- Sanat
- Felsefe
- Psikoloji
- Bilim
Son güncelleme: 21 Ekim 2026
Bazen uzun bir şiire vakit yoktur, ama tek bir kıta bütün bir kitabın söyleyemediğini söyler. 1 kıtalık şiirler, dört dizede bir duyguyu ya da bir düşünceyi eksiksiz anlatan küçük şaheserlerdir. Bu yazıda Yunus Emre’den Orhan Veli’ye, yedi yüzyıllık Türk şiirinden 15 kısa kıtayı bir araya getirdik.
Her maddede kıtanın tam metnini, ne anlattığını ve şairin hayatından kısa bir notu bulacaksınız. Kıtaları yaklaşık olarak şairlerin yaşadığı döneme göre sıraladık; metinleri en az iki kaynakla karşılaştırdık ve eski harfli metinlerin yaygın Latin harfli okunuşlarını esas aldık. Kutulardaki Kopyala düğmesi, kıtayı şairin adı ve şiirin başlığıyla birlikte kopyalar.
Kıta nedir?
Kıta, Arapçada “parça” demektir. Divan edebiyatında kıta, genellikle iki beyitten, yani dört dizeden oluşan ve ilk beyti kendi içinde kafiyelenmeyen (xaxa düzenli) bir nazım biçimidir; bir düşünceyi kısa ve özlü biçimde anlatmak için kullanılır. Halk şiirinde ve modern şiirde ise “kıta” kelimesi, şiiri oluşturan dörtlük ve bentlerin her biri için de kullanılır.
Bu listede iki anlamın da örnekleri var: Tevfik Fikret’in “Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem”i tek başına yazılmış gerçek bir kıtadır; Fuzûlî, Bâkî ve Namık Kemal’den aldıklarımız ise gazel ya da kasidelerin dört dizelik bölümleri. Yunus Emre’den Orhan Veli’ye uzanan öteki örnekler, tek başına okunduğunda da anlamı tamamlanan dörtlükler.
15 kıta bir bakışta
İçindekiler
1. Yunus Emre – Aşkın Aldı Benden Beni
Bana seni gerek seni.
Ben yanarım dün ü günü,
Bana seni gerek seni.
Yunus Emre, “Aşkın Aldı Benden Beni”
Dönem: 13.–14. yüzyıl, tasavvuf şiiri · Biçim: ilahi, 8’li hece
Yunus burada ilahî aşkın insanı kendi benliğinden nasıl kopardığını anlatıyor: “Aşkın beni benden aldı; gece gündüz yanıyorum ve bana yalnızca sen gereksin.” “Dün ü gün” gece ve gündüz demek; yanmak hiç dinmeyen bir özlemin adı. Anadolu’da Türkçe şiirin öncülerinden Yunus Emre’nin bu dizeleri, yedi yüz yıl sonra hâlâ en çok ezbere bilinen dörtlüklerden.
Şiir bestelenerek bugüne kadar geldi; Cem Adrian’ın Bana Seni Gerek Seni yorumunun sözlerinde bu kıtayı aynen bulabilirsiniz. Yunus’un bir başka şiiri olan “Gel Gör Beni Aşk Neyledi” de Barış Akarsu’nun sesiyle yeniden sevildi.
2. Pir Sultan Abdal – Kul Olayım Kalem Tutan Ellere
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.
Şekerler ezeyim şirin dillere,
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.
Pir Sultan Abdal, “Kul Olayım Kalem Tutan Ellere”
Dönem: 16. yüzyıl, Alevi-Bektaşi şiiri · Biçim: koşma, 11’li hece
Şiirdeki âşık, derdini bir kâtibe yazdırıyor ve önce kalem tutan ellere “kul olayım” diyerek yazıya duyduğu saygıyı gösteriyor. Sivaslı Pir Sultan Abdal’ın bu türküsü, yerinden yurdundan ayrı düşmüş birinin sevdiğine ulaşmak için başvurduğu tek yolu anlatır. Bazı derlemelerde nakarat “yaz şaha böyle” biçiminde geçer; o zaman arzuhal sevgiliye değil, hükümdara yazılmış olur.
Türkünün en çok bilinen yorumlarından biri Selda Bağcan’ın Sivas Ellerinde Sazım Çalınır kaydı.
3. Fuzûlî – Beni Candan Usandırdı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı.
Kamu bîmârına cânân devâ-yı derd eder ihsân,
Niçün kılmaz bana dermân beni bîmâr sanmaz mı.
Fuzûlî, “Beni Candan Usandırdı”
Dönem: 16. yüzyıl, divan şiiri · Biçim: gazelin ilk iki beyti
Gazelin açılışı şöyle sadeleştirilebilir: “Sevgili cefasıyla beni canımdan bezdirdi; kendisi cefa etmekten hiç usanmaz mı? Ahımın ateşinden gökler yandı, dileğimin mumu hâlâ yanmayacak mı? Sevgili bütün hastalarına derman olur; beni neden hasta saymaz?” Bağdat çevresinde yaşayan ve 1556’da ölen Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn’un da şairi; acıyı en zarif hâliyle söyleyen divan şairi olarak anılır.
4. Bâkî – Bâkî Kalan Bu Kubbede Bir Hoş Sadâ İmiş
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.
Görmez cihânı gözlerümüz yâri görmese,
Mir’ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş.
Bâkî, “Bâkî Kalan Bu Kubbede Bir Hoş Sadâ İmiş”
Dönem: 16. yüzyıl, divan şiiri · Biçim: gazelin üçüncü ve dördüncü beyti
“Sesini Hz. Dâvûd gibi bütün dünyaya duyur; bu kubbenin altında kalıcı olan yalnızca güzel bir ses, iyi bir hatıraymış.” Kanuni devrinin “sultânü’ş-şuarâ”sı sayılan Bâkî (1526–1600), mahlasıyla “kalıcı” kelimesini ustaca birleştiriyor. İkinci beyitte ise sevgiliyi görmeyen gözün dünyayı da göremeyeceğini, onun güzelliğinin bütün âlemi gösteren bir ayna olduğunu söylüyor.
5. Karacaoğlan – İncecikten Bir Kar Yağar
Tozar Elif Elif diye.
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif Elif diye.
Karacaoğlan, “İncecikten Bir Kar Yağar”
Dönem: 17. yüzyıl, âşık edebiyatı · Biçim: koşma, 8’li hece
İnce ince yağan karın savruluşu bile sevgilinin adını fısıldıyor; gönül ise bir derviş gibi “Elif, Elif” diye diyar diyar dolaşıyor. Elif hem bir kız adı hem de halk şiirinde düz ve ince boyu simgeleyen ilk harf. Toroslarda yaşadığı bilinen Karacaoğlan’ın sade Türkçesiyle yazılan bu dörtlük, Hafız Sadettin Kaynak’ın bestesiyle de çok sevildi.
6. Nedîm – Bir Safâ Bahşedelim Gel Şu Dil-i Nâşâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a.
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde,
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a.
Nedîm, “Bir Safâ Bahşedelim Gel Şu Dil-i Nâşâda”
Dönem: 18. yüzyıl, Lâle Devri · Biçim: şarkı, ilk bent
“Gel, şu neşesiz gönle biraz sevinç verelim; ey salınarak yürüyen servi boylum, haydi Sadabad’a gidelim. Bak, üç çifte kayık iskelede hazır bekliyor.” Lâle Devri’nin şairi Nedîm (ö. 1730), Kâğıthane’deki Sadabad köşkü ve bahçelerine yapılan gezintileri şiire taşıdı. Divan şiirinde soyut kalan sevgiliyi İstanbul’un gerçek mekânlarına çıkaran bu şarkı, dönemin neşesini bugün de hissettiriyor.
7. Ziya Paşa – Diyâr-ı Küfrü Gezdim
Dolaştım mülk-i İslâm’ı, bütün vîrâneler gördüm.
Bulundum ben dahi dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âlî’de,
Felâtun’u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm.
Ziya Paşa, “Diyâr-ı Küfrü Gezdim”
Dönem: 19. yüzyıl, Tanzimat · Biçim: gazelin ilk iki beyti
Ziya Paşa (1829–1880), Avrupa’da gördüğü bayındır şehirlerle Osmanlı ülkesinin yıkık hâlini iki dizede karşılaştırıyor. İkinci beyitte hükümet merkezi Bâbıâli’yi bir “dârüşşifâ”ya, yani akıl hastanesine benzetiyor: Orada Eflâtun’u bile beğenmeyen nice “divane” görmüştür. Terkib-i Bend ve Terci-i Bend’in şairinin keskin dili, bu kısa kıtada bütün gücüyle duyuluyor.
8. Namık Kemal – Hürriyet Kasidesi
Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten.
Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten,
Mürüvvetmend olan mazlûma el çekmez iânetten.
Namık Kemal, “Hürriyet Kasidesi”
Dönem: 19. yüzyıl, Tanzimat · Biçim: kasidenin ilk iki beyti
“Çağın yargılarının doğruluktan ve dürüstlükten saptığını görünce onurumuzla devlet kapısından çekildik. Kendini insan bilen, halka hizmetten usanmaz; cömert ve yiğit olan, mazluma yardım etmekten geri durmaz.” “Vatan şairi” Namık Kemal (1840–1888), Hürriyet Kasidesi’ni bu iki beyitle açar. Özellikle üçüncü dize, kamu hizmetini anlatan konuşmalarda bugün de sık sık alıntılanır.
9. Abdülhak Hâmit Tarhan – Makber
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
Abdülhak Hâmit Tarhan, “Makber”
Dönem: 19. yüzyıl sonu · Biçim: uzun mersiyenin açılış dörtlüğü
“Şâir-i Âzam” diye anılan Abdülhak Hâmit (1852–1937), eşi Fatma Hanım’ı 1885’te Beyrut’ta veremden kaybettikten sonra Makber’i yazdı. Açılış dörtlüğü yasın ilk şaşkınlığını anlatır: Az önce yanında olan insan, ezelden gelip ebediyete gitmiştir. Türk şiirinde kişisel acıyı bu kadar açık söyleyen ilk büyük ağıtlardan biri olarak kabul edilir.
10. Tevfik Fikret – Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim.
İnhinâ, tavk-ı esâretten girândır boynuma;
Fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim.
Tevfik Fikret, “Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem”
Dönem: Servet-i Fünûn · Biçim: tek başına yazılmış kıta
Listenin en “kıta” olanı bu: Tevfik Fikret (1867–1915) dört dizeyi bağımsız bir şiir olarak yazdı. “Kimseden iyilik ummam, kanat dilenmem; kendi göğümde kendim uçarım. Boyun eğmek, boynuma esaret halkasından ağır gelir; fikri, irfanı, vicdanı hür bir şairim.” Son dize, Rumelihisarı’ndaki Âşiyan’da yaşayan şairin bütün hayatının özeti gibi okunur.
11. Rıza Tevfik Bölükbaşı – Uçun Kuşlar
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.
Rıza Tevfik Bölükbaşı, “Uçun Kuşlar”
Dönem: 20. yüzyıl başı · Biçim: koşma, 11’li hece
“Filozof Rıza” lakaplı Rıza Tevfik (1869–1949), memleket hasretini halk şiirinin diliyle söyleyen aydın şairlerin başında gelir. Kuşlara “doğduğum yere uçun” diye seslenirken aklındaki manzara mor sümbüller, serin dereler ve dikenler arasında açan sarı güllerdir. Hayatının uzun bir bölümünü yurt dışında geçirmek zorunda kalan şairin bu koşması, gurbeti anlatan en sevilen şiirlerden biri oldu; bazı baskılarda oğlu Mehmed Said’e ithafla yer alır.
12. Mehmet Âkif Ersoy – İstiklâl Marşı
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Mehmet Âkif Ersoy, “İstiklâl Marşı”
Kabul: TBMM, 12 Mart 1921 · Biçim: marşın ilk kıtası
Hepimizin ezbere bildiği bu dört dize, İstiklâl Marşı’nın ilk kıtası. Mehmet Âkif Ersoy (1873–1936), marşı Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde yazdı ve şiir 12 Mart 1921’de TBMM’de millî marş olarak kabul edildi. Âkif, yarışma için belirlenen ödülü bağışladı; marşı Safahat’a da almadı, çünkü onu milletine ait bir eser olarak görüyordu.
Cumhuriyet ve bağımsızlık temalı başka şiirler için 29 Ekim şiirleri derlememize göz atabilirsiniz.
13. Ahmet Haşim – Bir Günün Sonunda Arzu
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Ahmet Haşim, “Bir Günün Sonunda Arzu”
Dönem: 20. yüzyıl başı, sembolizm · Biçim: şiirin son bendi
Ahmet Haşim (ö. 1933) akşamı ve göl kıyısını en çok seven Türk şairlerinden. Tekrarlanan “akşam” kelimesi, günün bitişini neredeyse bir ninni gibi duyuruyor; batan güneş suya “sırma bir kemer” gibi yansıyor. Şair, bu saatte bir kamış olup göllerde sessizce sallanmayı diliyor. Anlamdan çok müziğiyle etkileyen bu dörtlük, Haşim’in şiiri sözle musiki arasında bir dil olarak görmesinin en güzel örneklerinden.
14. Sabahattin Ali – Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)
Aldırma gönül, aldırma;
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma.
Sabahattin Ali, “Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)”
Yazıldığı yer: Sinop Cezaevi, 1933 · Kitap: Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Sabahattin Ali (1907–1948) bu şiiri Sinop Cezaevi’nde yatarken yazdı; duvarların ardından duyduğu dalga sesleri şiirin öteki dörtlüklerinde de yankılanır. İlk kıta, umutsuzluğa kapılmamayı, gözyaşını bile gururla saklamayı öğütleyen bir iç ses gibi. Bugün cezaevi müzesinin duvarında şairin fotoğrafıyla birlikte bu şiir asılı duruyor.
Şiir, Edip Akbayram’ın Aldırma Gönül yorumuyla geniş kitlelere ulaştı. Şairin öteki şiirleri için Sabahattin Ali şiirleri yazımıza da bakabilirsiniz.
15. Orhan Veli Kanık – Anlatamıyorum
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Orhan Veli Kanık, “Anlatamıyorum”
Dönem: Garip akımı · Biçim: serbest şiir, ilk bent
Orhan Veli (1914–1950), Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte başlattığı Garip akımıyla şiiri ölçüden, uyaktan ve süsten kurtarmak istedi. Bu dörtlükte bile ne kafiye ne de ölçü var; yalnızca okura yöneltilmiş iki yalın soru. Şair, kelimelerin acıyı tam olarak taşıyamayacağını itiraf ediyor; şiirin adı da zaten bu itiraftan geliyor.
Daha yakın dönemden kısa ve yalın şiirler sevenler Ahmet Erhan şiirleri ve Ahmet Muhip Dıranas şiirleri derlemelerimize de göz atabilir.
Hangi kıta sana göre?
Bir mesajın, bir notun ya da bir paylaşımın altına yazacak kısa bir şiir arıyorsan ruh hâline göre şu kıtalardan başlayabilirsin:
Daha fazla dize arayanlar için öteki derlemelerimiz: şiir alıntıları, Sabahattin Ali sözleri ve Kürk Mantolu Madonna alıntıları.
Sık Sorulan Sorular
1 kıtalık şiir ne demek?
1 kıtalık şiir, tek bir kıtadan, yani çoğunlukla dört dizeden oluşan kısa şiirdir. Divan edebiyatında kıta, iki beyitten oluşan ve ilk beyti kendi içinde kafiyelenmeyen bir nazım biçimidir; halk ve modern şiirde ise dört dizelik her bölüme kıta ya da dörtlük denir.
Kıta ile dörtlük arasındaki fark nedir?
Dörtlük, dört dizeden oluşan her türlü şiir bölümüne verilen genel addır. Kıta ise divan edebiyatında belirli bir nazım biçiminin adıdır: Genellikle iki beyitten oluşur ve kafiye düzeni xaxa şeklindedir. Günlük kullanımda iki kelime çoğu zaman aynı anlamda kullanılır.
En bilinen 1 kıtalık şiir hangisi?
Tek başına yazılmış kıtaların en bilinenlerinden biri, Tevfik Fikret’in “Fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim” dizesiyle biten kıtasıdır. Bir şiirin ilk kıtası olarak en çok ezbere bilinen dört dize ise İstiklâl Marşı’nın “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” diye başlayan ilk kıtasıdır.
Kısa şiirler hangi şairlerden seçilebilir?
Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan’ın dörtlükleri; Fuzûlî, Bâkî ve Nedîm’in beyitleri; Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Sabahattin Ali ve Orhan Veli’nin kısa bentleri, ezberlemesi kolay ve mesajlarda kullanılabilecek kısa şiirler için iyi bir başlangıçtır.
Kaynaklar
Bilgileri şu kaynaklarla karşılaştırdık: