Hacivat Karagöz Replikleri: En Komik 12 Atışma ve Anlamları
📁 Film Replikleri🕒 20 Eki 2026
Son güncelleme: 20 Ekim 2026
Hacivat Karagöz replikleri, yüzyıllardır aynı ustalıkla güldüren bir mizahın ürünüdür: bir yanda Arapça-Farsça kelimelerle süslü konuşmayı seven Hacivat, öte yanda her sözü en gündelik anlamına çeken Karagöz. Bu listede geleneksel Karagöz oyunlarının yazıya geçirilmiş metinlerinden derlediğimiz 12 komik atışma var. Her birinin altında şakanın nasıl kurulduğunu, hangi kelimenin hangi kelimeye dönüştüğünü kısaca açıkladık.
Fotoğraf: Dosseman, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
Diyaloglar, Cevdet Kudret’in üç ciltlik Karagöz derlemesindeki oyun metinlerinden kısaltılarak ve günümüz yazımına yaklaştırılarak alındı; atlanan yerler (…) ile gösterildi. Karagöz metinleri anonim halk ürünüdür ve her hayali bunları kendi seyircisine göre değiştirerek oynatmıştır; bu yüzden aynı atışmanın farklı kaynaklarda küçük farklarla geçtiğini görebilirsiniz. Her atışmanın yanındaki Kopyala düğmesiyle diyaloğu tek dokunuşla alabilirsiniz. Perdeden beyazperdeye uzanan klasik mizah için Yeşilçam replikleri ve Kemal Sunal replikleri sayfalarımıza da göz atabilirsiniz.
1. Sini korlar, seni korlar
Hacivat: Sofranın üstüne dört ayaklı ne korlar? Karagöz: Komşunun köpeğini korlar. Hacivat: Tuu, Allah müstahakkını versin! (…) Tekerlecik, yuvarlacık bir şey korlar. Ne korlar? Karagöz: Tekerlecik, yuvarlacık… (…) Hacivat: Hayır efendim, sini korlar. Karagöz: Beni ne koysunlar, seni korlar. Hacivat: Canım Karagöz’üm, sini korlar. Karagöz: Lâzımsa beni koymazlar, seni korlar. Hacivat: Karagöz’üm, yani tepsi korlar.
Oyun: Bakkallık. Hacivat’ın misafirlik âdabı dersi, tek bir sesli harfle çöküyor. Eskilerin yemek tepsisi için kullandığı sini kelimesi Karagöz’ün kulağında seni olur ve sofraya konan şeyin Hacivat’ın kendisi olduğuna karar verir. Hacivat sonunda herkesin anlayacağı tepsi kelimesine geçmek zorunda kalır; yani bilgiç taraf, kendi kelimesini geri çekerek yenilgiyi kabul etmiş olur.
2. Çorbanın içine ne sıkarlar?
Hacivat: Çorbanın içine ne sıkarlar? Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Kaşık sıkarlar. Hacivat: Hayır canım, kaşık dizilir. Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Misafirler dişlerini sıkarlar. Hacivat: Canım, neden? Karagöz: Birisi başlasın da sonra biz başlayalım diyerekten. Hacivat: Efendim, değil. Çorbanın içine ne sıkarlar? Onu soruyorum. Karagöz: Tabanca sıkarlar. Hacivat: Birader, ne işi var? Karagöz: Tabii! Şehriyelerle pirinçler kavga ediyorlarsa ayrılsınlar diyerekten. Hacivat: Karagöz’üm, limon sıkarlar.
Oyun: Bakkallık. Bu sahnede ağdalı bir kelime yok; şaka tamamen sıkmak fiilinin Türkçedeki farklı anlamlarından çıkıyor. Karagöz her denemede fiili yeni bir bağlama taşıyor: kaşığı sıkmak, dişini sıkmak, tabanca sıkmak. Son cevap ise saçmalığın zirvesi: çorbanın içinde kavga eden şehriye ile pirinci ayırmak için ateş açmak. Bilmeceyi bozan değil, büyüten bir cahillik bu.
3. Keyf-i küyuf-i ekvaf: Enfiyeci Latif’in selamı var
Hacivat: Keyf-i küyuf-i ekvaf-ı şerifiniz ve mizac-ı anber-bu-yi latifiniz iyi midir? Karagöz: Evet, iyidirler; sana da mahsus selamı var. Hacivat: Kimin? Karagöz: Enfiyeci Latif’in. Hacivat: Bendeniz Enfiyeci Latif’i sormuyorum. Tab’-ı vefa-perver ve hatır-ı nazikaneleriniz iyi midir? Karagöz: Vefa’daki berber iyidir, güzel tıraş eder. Hacivat: Mizac-ı nezaket-imtizacınız iyi midir? Karagöz: Bizim mahalledeki eczacımız iyidir; fukaradan bir hasta olursa bedava ilaç yapar, para bile almaz.
Oyun: Cazular. Hacivat’ın yaptığı tek şey hatır sormak, ama bunu kat kat Arapça-Farsça tamlamalarla yapıyor. Karagöz her tamlamanın içinden tanıdık bir ses yakalayıp mahalleden birine bağlıyor: latif kelimesinden enfiyeci Latif’i, vefa kelimesinden Vefa semtindeki berberi, mizaç lafından da mahallenin eczacısını çıkarıyor. Sahne, süslü dilin aslında ne kadar boş bir nezaket gösterisi olduğunu ince ince alaya alıyor.
Fotoğraf: Mourad Ben Abdallah, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
4. Kaşık düşmanı: Bir karıya ne kadar isim taktın!
Hacivat: Canım, sizin evde taife-i nisadan kimse yok mu? Karagöz: Bizim evde davulcu esnafından kimse yok. Hacivat: Canım, sizin odabaşı yok mu? Karagöz: Hacivat, ben handa oturmuyorum, kendi evimde oturuyorum. Hacivat: Anladım bilader. Sizin evde kaşık düşmanı yok mu? Karagöz: Bereket versin bizim komşunun tekir kedisine! Evde hiçbir tane bırakmadı. Hacivat: Neyi bırakmadı? Karagöz: Kaşık düşmanlarını. Hacivat: “Kaşık düşmanı” dediğin kim oluyor? Karagöz: Kim olacak? Fareler. Hacivat: Değil efendim. Sizin evde bacı yok mu? Karagöz: Ulan budala herif! Bir karıya ne kadar isim taktın?
Oyun: Ağalık. Hacivat aynı soruyu, yani evde Karagöz’ün karısının olup olmadığını, dört ayrı kelimeyle soruyor: taife-i nisa (kadınlar takımı), odabaşı, kaşık düşmanı ve bacı. Karagöz her birini başka bir dünyaya yerleştiriyor; odabaşını handaki hizmetçilerin başı, kaşık düşmanını da kaşıkları kemiren fare sanıyor. Akademik çalışmalarda bu sahne, az kullanılan kelimelerin anlamayı nasıl zorlaştırdığına örnek olarak gösterilir; Karagöz’ün son cümlesi ise bütün meselenin özeti gibi.
5. Kurtar mı dedin, kel aktar mı?
Karagöz: Hacivat, münasebetsizliğin sırası değil; şimdi eğlenceyi bırak da beni kurtar. Hacivat: Kel aktar mı? Karagöz: Hayır, çolak muhtar! Kuzum Hacivat, beni kurtar! Hacivat: Aman efendim, ben seni nasıl tahlis edebilirim? Karagöz: Gördün mü ettiği haltı? “Ben seni nasıl tahlis edebilirim” diyor!
Oyun: Ağalık. Bu kez roller yer değiştiriyor: Karagöz çamaşır ipine dolanıp baş aşağı asılı kalmış, Hacivat ise aşağıda “Yâr, bana bir eğlence!” diye şarkı söylüyor. Kurtarılmak isteyen Karagöz’ün sözü, Hacivat’ın kulağında kel aktar olarak yankılanıyor. Karagöz kafiyeli bir “çolak muhtar” ile karşılık veriyor; Hacivat ise “kurtarmak” yerine tahlis etmek diyerek, asılı duran adama bile süslü konuşmaktan vazgeçmiyor.
6. Tahran’a gelirken vefat etmiş, tarhana getirirken Vefa’ya gitmiş
Hacivat: İşte Karagöz’üm, o Acem’in pederi İran’dan Tahran’a gelirken vefat etmiş. Karagöz: Pazardan tarhana getirirken Vefa’ya mı gitmiş? Hacivat: Bak habise! Yani esna-yı rahta fücceten mürd olmuş. (…) Yani yolda pederi ölmüş. Karagöz: Ulan, deminden beri böyle söylesene! Hacivat: (…) Eğer şimdi bu Acem’in kalb-i gamnakini ferahnak edecek olursan sana birçok dinar verecek. Karagöz: Nasıl, nasıl? Eğer Acem’in karnabaharını kebap edersem bana enginar mı verecek?
Oyun: Ağalık. Karagöz’ün en sevilen cinaslarından biri: Tahran tarhanaya, vefat İstanbul’un Vefa semtine dönüşüyor. Hacivat açıklamaya kalkıştıkça işi daha da ağırlaştırıyor ve “yolda birdenbire ölmüş” demek için bir Farsça-Arapça kelime yığını kullanıyor. Karagöz’ün “Deminden beri böyle söylesene!” cevabı, sade Türkçe çağrısının perdedeki karşılığı gibi. Ardından gelen kalb-i gamnak (gamlı kalp) ile karnabahar, ferahnak (neşeli) ile kebap eşleşmesi de sahnenin ikinci kahkahası.
7. Asıl ismin ne? Ne ispirim var ne ahır uşağı
Hacivat: Senin asıl ismin nedir bakalım? Onu söyle. Karagöz: Benim ne ispirim var ne de ahır uşağı. Hacivat: A menhus! “İspir, seyis” değil. Adın yok mu adın? Karagöz: Ne atım var ne katırım. Sade bir topal eşek var. Hacivat: Şimdi çatlayacağım! Seni ne diye çağırırlar? Karagöz: Çapkın! Çapkın!
Oyun: Aşçılık. Karagöz ismin sözünü ispir, yani at bakıcısı olarak duyuyor ve konu bir anda ahıra taşınıyor. Hacivat sadeleştirip “adın” diye sorunca da bu kez ad kelimesi at‘a dönüşüyor. Ses benzerliğine dayanan bu zincir, Karagöz’ün sözü hep en somut, en gündelik anlamına çektiğini çok net gösteriyor: isim sorulan adam ahırındaki topal eşeği anlatmaya başlıyor.
Fotoğraf: Dosseman, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
8. Bir baltaya sap olmadın
Hacivat: Sana hayırhahane bir ihtarım var. Karagöz: Yarın akşam iftarın mı var? Hacivat: Sana birkaç sözüm var. Bak Karagöz, şimdiye kadar bir baltaya sap olmadın. Karagöz: Beni sana meşe odunu diye kim söyledi? Hacivat: Yani bir işle meşgul değilsin, elinden iş gelmez. Karagöz: Âlâsı gelir. Hacivat: Bakayım, ne iş yapabilirsin? Karagöz: Hırsızlık. Hacivat: Tu! Allah müstahakkını versin! O iş mi? Hiçbir sanatın yok mu? Karagöz: Var. Âlâ ızgara maşa yaparım.
Oyun: Canbazlar / Tımarhane. Bu atışma iki ayrı oyunda neredeyse aynı sözlerle geçer; perdenin kalıplaşmış, seyircinin ezbere bildiği bölümlerinden biri olduğunu buradan anlayabiliriz. Önce ihtar kelimesi iftar olur, ardından deyimin mecaz anlamı tamamen yok sayılır. “Baltaya sap olmamak” işe yaramamak demektir, ama Karagöz kendini sap yapılacak bir odun parçası gibi görmeye razı olmaz. Ardından gelen “hırsızlık” cevabı da Karagöz’ün patavatsız dürüstlüğünün tipik bir örneğidir.
9. Yazı da bilirim, ilkbaharı da, kışı da
Hacivat: Demek okuman yazman yok, öyle mi? Karagöz: Kim demiş yok diye? Hacivat: Aman Karagöz, yazı bilir misin? Karagöz: Yazı da bilirim, ilkbaharı da, kışı da. Hacivat: Ben sana yazı, kışı sormuyorum. Hüsn-ü hattın var mı? Karagöz: Hüsnü’ye çattığım yok.
Oyun: Canbazlar / Tımarhane. Türkçede yazı hem harfle yazılan metin hem de yaz mevsimi demektir. Karagöz bu eş sesliliği öyle doğal bir rahatlıkla kullanıyor ki cevap neredeyse mantıklı görünüyor. Hacivat konuyu güzel yazı anlamındaki hüsn-ü hat‘a getirince de Karagöz bu kez işi mahalledeki Hüsnü adlı birine bağlıyor. Kısa, temiz ve bugün de çocuklara anlatıldığında güldüren bir atışma.
10. Babam öldü, Hacivat: Nerde gördü?
Karagöz: Ah Hacivat, babam hatırıma geldi de tüylerim diken diken oluyor. Hacivat: Neden? Karagöz: Neden olacak? Babam öldü. Hacivat: Nerde gördü? Karagöz: Mahalle kahvesinin önünde rastgelmiş galiba… Alay mı ediyorsun be? Bizim peder sizlere ömür. Hacivat: Kömür mü? Karagöz, bu tabiatını severim; hiçbir şeyin vaktini geçirmezsin. Bari çokça mı idi? Ne kadar aldın bakayım? Karagöz: Herif saçmalıyor galiba. Neyi be? Hacivat: Neyi olacak? Kömürü.
Oyun: Eczahane. Yanlış anlama yalnızca Karagöz’e özgü değildir; bu sahnede kulağı tıkanan taraf Hacivat. Öldü kelimesini gördü, “sizlere ömür” başsağlığı kalıbını da kömür diye duyuyor ve üstüne bir de kışlık kömür aldığı için Karagöz’ü tebrik ediyor. Karagöz’ün önce saf saf cevap vermesi, sonra durumu fark edip “Alay mı ediyorsun be?” diye parlaması, hüzünlü bir anı bile perdede kahkahaya çeviriyor.
Fotoğraf: Dosseman, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
11. Heceleyelim mi, nerede geceleyelim?
Hacivat: Değil efendim, istakoz. Karagöz: İstakratoz. Hacivat: Karagöz, senin dilin dönmüyor. Karagöz: Benim dilim makinalı mı? Hacivat: Öyleyse bilader, heceleyelim! Karagöz: Nerede geceleyelim? Hacivat: Senin sözlerin saçmasapan. Karagöz: Geçen gün fareyi tutmak için kurdum kapan. Hacivat: (…) Ta üstün: ta. İs-ta. Karagöz: İsteyim ama verir misin? Hacivat: (…) Kaf ze ötre: koz. Karagöz: Beykoz. Hacivat: Değil a canım! Kaf ze ötre: koz. Karagöz: Terkoz.
Oyun: Kanlı Nigâr. Hacivat, Karagöz’e eski mektep usulüyle, Arap harflerinin hareke adlarını söyleyerek istakoz kelimesini hecelettirmeye çalışıyor. Karagöz ise her heceyi başka bir kelimeye bağlıyor: heceleyelimgeceleyelim olur, is-ta “isteyim” olur, koz da İstanbul’un Beykoz ve Terkoz’una gider. Arada “saçmasapan” lafına “kurdum kapan” diye kafiyeyle karşılık vermesi, Karagöz’ün aslında dil konusunda hiç de beceriksiz olmadığını gösteriyor.
Hacivat: Bir şivekârın meftunuyum, pek çoktur âşıkları! Karagöz: Geçen akşam fare götürmüş raftaki kaşıkları! Hacivat: Can yakar ol nazlı yârin dide-i mestanesi! Karagöz: Lezzetlidir, iri olur Bursa’nın kestanesi! Hacivat: Dün gece ziyafette yedim iki balık bir istakoz! Karagöz: Dün gece ziyafette yedim iki balık bir istakratoz!
Oyun: Kanlı Nigâr. Perdeye bir girip bir çıkarak yapılan bu söyleşmeye gel-geç denir. Hacivat divan şiirinden çıkmış gibi duran bir dize okuyup gider, Karagöz gelip aynı ölçü ve kafiyeyi koruyarak dizeyi mutfağa, kilere ya da mahalleye indirir. Sevgilinin baygın, süzgün gözünü (dide-i mestane) anlatan dizenin Bursa kestanesiyle bitmesi, Karagöz’ün parodi ustalığının en güzel örneklerinden biri.
Hacivat ve Karagöz kimdir?
Karagöz, deriden kesilip boyanan ve tasvir adı verilen figürlerin, arkadan ışık verilerek beyaz bir perdeye yansıtıldığı geleneksel Türk gölge oyunudur. Oyunun iki ana kişisi birbirinin tam tersidir. Karagöz okumamış, sözünü sakınmayan, çabuk öfkelenen ama yalan ve iki yüzlülüğe tahammülü olmayan bir halk adamıdır. Hacivat ise eğitim görmüş, görgü kurallarına uyan, herkesin nabzına göre şerbet veren ve konuşmasını Arapça-Farsça kelimelerle süsleyen bir tiptir. Oyunlardaki gülmecenin büyük kısmı bu iki dünyanın çarpışmasından, yani Karagöz’ün Hacivat’ı anlamamasından ya da anlamazdan gelmesinden doğar.
En bilinen rivayete göre Karagöz ile Hacivat, Orhan Gazi döneminde Bursa’da bir cami inşaatında çalışan iki ustaydı; Karagöz demirci, Hacivat duvarcıydı. Aralarındaki nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi bırakınca inşaat aksamış, ikisi bu yüzden cezalandırılmış. Ardından Şeyh Küşteri, onların tasvirlerini bir perdenin arkasında oynatarak konuşmalarını yeniden canlandırmış. Bu anlatının tarihî bir belgesi yoktur ve iki kişinin gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir; ancak gelenek Şeyh Küşteri’yi Karagözcülerin piri sayar ve perdeye de Küşteri Meydanı adını verir.
Fotoğraf: Dosseman, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
Bursa bu rivayeti bugün de yaşatıyor. Çekirge Caddesi’ndeki temsili mezar 1950’de anıt mezara dönüştürüldü ve üzerine Karagöz ile Hacivat’ın çini rölyefleri yerleştirildi. Anıtın karşısında 1997’de açılan Karagöz Müzesi’nde geleneksel tasvirler ve farklı ülkelerin gölge oyunu figürleri sergileniyor, düzenli olarak gösteriler yapılıyor. Karagöz, 2009 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alındı.
Perde gazeli, muhavere, fasıl: Karagöz oyunu nasıl kurulur?
Klasik bir Karagöz oyunu dört bölümden oluşur. Yukarıdaki atışmaların çoğu ikinci bölüm olan muhavereden alınmıştır:
Giriş (mukaddime):Nareke denen kamış düdük çalınırken perdede oyunla ilgisi olması gerekmeyen bir göstermelik görünür. Ardından Hacivat bir semai okuyarak gelir ve perde gazelini söyler. Bu gazellerde perdenin dünyanın bir benzeri olduğu anlatılır; Abdal Bekçi oyunundaki gazelde perdeyi Şeyh Küşteri’nin “cihana benzetip” kurduğu söylenir. Hacivat “Yâr, bana bir eğlence!” diye seslenince Karagöz gelir ve kavga başlar.
Muhavere (söyleşme): Oyunun konusundan bağımsız, Karagöz ile Hacivat’ın karşılıklı konuşmasıdır. Bilmeceler, rüya anlatmaları ve en çok da yanlış anlamalar burada yer alır. Araştırmacılar 60 kadar muhavere konusu saptamıştır; perdeye girip çıkarak yapılan kafiyeli türüne gel-geç denir.
Fasıl: Oyunun asıl konusunun işlendiği bölümdür. Çelebi, Tiryaki, Zenne, Beberuhi gibi diğer tipler bu bölümde perdeye gelir ve oyun adını buradaki konudan alır.
Bitiş: Kısa bir kapanış konuşmasıdır. Hacivat’ın “Yıktın perdeyi, eyledin viran! Varayım sahibine haber vereyim heman!” sözü oyunun bittiğini haber verir; Karagöz de bir sürç-i lisan ettiyse affedilmesini dileyerek seyirciyle vedalaşır.
Fotoğraf: Nevit Dilmen, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons
Perde arkasında tek bir usta, yani hayali, bütün tasvirleri oynatır ve hepsini kendi sesiyle konuşturur. Yardımcısı yardak tef çalar ve tasvirleri ustaya uzatır. Karagöz metinleri yüzyıllar boyunca ezberden ve doğaçlama oynatıldığı için bugün elimizdeki yazılı metinler, hayalilerin anlattıklarından ve ses kayıtlarından derlenmiştir.
Osman Akteker, “Karagöz Oyununda Yanlış Anlamalar”, Millî Folklor, yıl 37, sayı 145, 2025 (DergiPark).
MEB, Türk Dili ve Edebiyatı ders materyali: Karagöz, Bakkallık oyunundan muhavere metni ve açıklamalar.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı: Karagöz ve Hacivat; Karagöz Evi Müzesi (Bursa).
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras: Karagöz (2009, Temsili Liste).
Alpay Ekler, “Karagöz Metinleri II” (muhavere türleri üzerine), tiyatronline.
Replik sevenler için bir sonraki durak: Yeşilçam’ın unutulmaz cümlelerini ne kadar iyi bildiğinizi Yeşilçam replik testi ile ölçebilir, okul sıralarının efsane diyaloglarını Hababam Sınıfı replikleri sayfamızda bulabilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
Hacivat ile Karagöz replikleri nereden geliyor?
Karagöz oyunları anonimdir ve yüzyıllar boyunca ezberden, doğaçlama oynatılmıştır. Bugün okunan metinler, hayalilerin anlattıklarından ve ses kayıtlarından derlenmiştir. Bu yazıdaki atışmalar, Cevdet Kudret’in üç ciltlik Karagöz derlemesindeki oyun metinlerinden kısaltılarak alınmıştır.
Hacivat neden Arapça ve Farsça kelimelerle konuşur?
Hacivat medrese görmüş, okumuş ve kibar görünmeye çalışan bir tipi temsil eder. Konuşmasını Arapça-Farsça kelimelerle süslemesi bu kimliğin parçasıdır. Halk dilini temsil eden Karagöz bu sözleri çoğu zaman yanlış anlar ya da anlamazdan gelir; oyunlardaki gülmecenin büyük kısmı bu karşıtlıktan doğar.
Karagöz oyunu kaç bölümden oluşur?
Klasik bir Karagöz oyunu dört bölümden oluşur: Hacivat’ın semai ve perde gazeli okuduğu giriş, Karagöz ile Hacivat’ın karşılıklı atıştığı muhavere, oyunun asıl konusunun işlendiği fasıl ve kısa bir kapanış konuşması olan bitiş.
“Yıktın perdeyi, eyledin viran” ne demek?
Bu söz, Karagöz oyunlarının bitiş bölümünde Hacivat’ın Karagöz’e söylediği kalıplaşmış repliktir. Perdeyi yıkıp viran ettin, gidip sahibine haber vereyim anlamına gelir ve seyirciye oyunun sona erdiğini bildirir.
Karagöz UNESCO listesinde mi?
Evet. Karagöz, 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınmıştır.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Sitemize giriş yaparak Çerez Politikası ve Gizlilik Sözleşmesi'ni okuyup kabul etmiş sayılırsınız.
Son güncelleme: 20 Ekim 2026
Hacivat Karagöz replikleri, yüzyıllardır aynı ustalıkla güldüren bir mizahın ürünüdür: bir yanda Arapça-Farsça kelimelerle süslü konuşmayı seven Hacivat, öte yanda her sözü en gündelik anlamına çeken Karagöz. Bu listede geleneksel Karagöz oyunlarının yazıya geçirilmiş metinlerinden derlediğimiz 12 komik atışma var. Her birinin altında şakanın nasıl kurulduğunu, hangi kelimenin hangi kelimeye dönüştüğünü kısaca açıkladık.
Diyaloglar, Cevdet Kudret’in üç ciltlik Karagöz derlemesindeki oyun metinlerinden kısaltılarak ve günümüz yazımına yaklaştırılarak alındı; atlanan yerler (…) ile gösterildi. Karagöz metinleri anonim halk ürünüdür ve her hayali bunları kendi seyircisine göre değiştirerek oynatmıştır; bu yüzden aynı atışmanın farklı kaynaklarda küçük farklarla geçtiğini görebilirsiniz. Her atışmanın yanındaki Kopyala düğmesiyle diyaloğu tek dokunuşla alabilirsiniz. Perdeden beyazperdeye uzanan klasik mizah için Yeşilçam replikleri ve Kemal Sunal replikleri sayfalarımıza da göz atabilirsiniz.
1. Sini korlar, seni korlar
Karagöz: Komşunun köpeğini korlar.
Hacivat: Tuu, Allah müstahakkını versin! (…) Tekerlecik, yuvarlacık bir şey korlar. Ne korlar?
Karagöz: Tekerlecik, yuvarlacık… (…)
Hacivat: Hayır efendim, sini korlar.
Karagöz: Beni ne koysunlar, seni korlar.
Hacivat: Canım Karagöz’üm, sini korlar.
Karagöz: Lâzımsa beni koymazlar, seni korlar.
Hacivat: Karagöz’üm, yani tepsi korlar.
Oyun: Bakkallık. Hacivat’ın misafirlik âdabı dersi, tek bir sesli harfle çöküyor. Eskilerin yemek tepsisi için kullandığı sini kelimesi Karagöz’ün kulağında seni olur ve sofraya konan şeyin Hacivat’ın kendisi olduğuna karar verir. Hacivat sonunda herkesin anlayacağı tepsi kelimesine geçmek zorunda kalır; yani bilgiç taraf, kendi kelimesini geri çekerek yenilgiyi kabul etmiş olur.
2. Çorbanın içine ne sıkarlar?
Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Kaşık sıkarlar.
Hacivat: Hayır canım, kaşık dizilir.
Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Misafirler dişlerini sıkarlar.
Hacivat: Canım, neden?
Karagöz: Birisi başlasın da sonra biz başlayalım diyerekten.
Hacivat: Efendim, değil. Çorbanın içine ne sıkarlar? Onu soruyorum.
Karagöz: Tabanca sıkarlar.
Hacivat: Birader, ne işi var?
Karagöz: Tabii! Şehriyelerle pirinçler kavga ediyorlarsa ayrılsınlar diyerekten.
Hacivat: Karagöz’üm, limon sıkarlar.
Oyun: Bakkallık. Bu sahnede ağdalı bir kelime yok; şaka tamamen sıkmak fiilinin Türkçedeki farklı anlamlarından çıkıyor. Karagöz her denemede fiili yeni bir bağlama taşıyor: kaşığı sıkmak, dişini sıkmak, tabanca sıkmak. Son cevap ise saçmalığın zirvesi: çorbanın içinde kavga eden şehriye ile pirinci ayırmak için ateş açmak. Bilmeceyi bozan değil, büyüten bir cahillik bu.
3. Keyf-i küyuf-i ekvaf: Enfiyeci Latif’in selamı var
Karagöz: Evet, iyidirler; sana da mahsus selamı var.
Hacivat: Kimin?
Karagöz: Enfiyeci Latif’in.
Hacivat: Bendeniz Enfiyeci Latif’i sormuyorum. Tab’-ı vefa-perver ve hatır-ı nazikaneleriniz iyi midir?
Karagöz: Vefa’daki berber iyidir, güzel tıraş eder.
Hacivat: Mizac-ı nezaket-imtizacınız iyi midir?
Karagöz: Bizim mahalledeki eczacımız iyidir; fukaradan bir hasta olursa bedava ilaç yapar, para bile almaz.
Oyun: Cazular. Hacivat’ın yaptığı tek şey hatır sormak, ama bunu kat kat Arapça-Farsça tamlamalarla yapıyor. Karagöz her tamlamanın içinden tanıdık bir ses yakalayıp mahalleden birine bağlıyor: latif kelimesinden enfiyeci Latif’i, vefa kelimesinden Vefa semtindeki berberi, mizaç lafından da mahallenin eczacısını çıkarıyor. Sahne, süslü dilin aslında ne kadar boş bir nezaket gösterisi olduğunu ince ince alaya alıyor.
4. Kaşık düşmanı: Bir karıya ne kadar isim taktın!
Karagöz: Bizim evde davulcu esnafından kimse yok.
Hacivat: Canım, sizin odabaşı yok mu?
Karagöz: Hacivat, ben handa oturmuyorum, kendi evimde oturuyorum.
Hacivat: Anladım bilader. Sizin evde kaşık düşmanı yok mu?
Karagöz: Bereket versin bizim komşunun tekir kedisine! Evde hiçbir tane bırakmadı.
Hacivat: Neyi bırakmadı?
Karagöz: Kaşık düşmanlarını.
Hacivat: “Kaşık düşmanı” dediğin kim oluyor?
Karagöz: Kim olacak? Fareler.
Hacivat: Değil efendim. Sizin evde bacı yok mu?
Karagöz: Ulan budala herif! Bir karıya ne kadar isim taktın?
Oyun: Ağalık. Hacivat aynı soruyu, yani evde Karagöz’ün karısının olup olmadığını, dört ayrı kelimeyle soruyor: taife-i nisa (kadınlar takımı), odabaşı, kaşık düşmanı ve bacı. Karagöz her birini başka bir dünyaya yerleştiriyor; odabaşını handaki hizmetçilerin başı, kaşık düşmanını da kaşıkları kemiren fare sanıyor. Akademik çalışmalarda bu sahne, az kullanılan kelimelerin anlamayı nasıl zorlaştırdığına örnek olarak gösterilir; Karagöz’ün son cümlesi ise bütün meselenin özeti gibi.
5. Kurtar mı dedin, kel aktar mı?
Hacivat: Kel aktar mı?
Karagöz: Hayır, çolak muhtar! Kuzum Hacivat, beni kurtar!
Hacivat: Aman efendim, ben seni nasıl tahlis edebilirim?
Karagöz: Gördün mü ettiği haltı? “Ben seni nasıl tahlis edebilirim” diyor!
Oyun: Ağalık. Bu kez roller yer değiştiriyor: Karagöz çamaşır ipine dolanıp baş aşağı asılı kalmış, Hacivat ise aşağıda “Yâr, bana bir eğlence!” diye şarkı söylüyor. Kurtarılmak isteyen Karagöz’ün sözü, Hacivat’ın kulağında kel aktar olarak yankılanıyor. Karagöz kafiyeli bir “çolak muhtar” ile karşılık veriyor; Hacivat ise “kurtarmak” yerine tahlis etmek diyerek, asılı duran adama bile süslü konuşmaktan vazgeçmiyor.
6. Tahran’a gelirken vefat etmiş, tarhana getirirken Vefa’ya gitmiş
Karagöz: Pazardan tarhana getirirken Vefa’ya mı gitmiş?
Hacivat: Bak habise! Yani esna-yı rahta fücceten mürd olmuş. (…) Yani yolda pederi ölmüş.
Karagöz: Ulan, deminden beri böyle söylesene!
Hacivat: (…) Eğer şimdi bu Acem’in kalb-i gamnakini ferahnak edecek olursan sana birçok dinar verecek.
Karagöz: Nasıl, nasıl? Eğer Acem’in karnabaharını kebap edersem bana enginar mı verecek?
Oyun: Ağalık. Karagöz’ün en sevilen cinaslarından biri: Tahran tarhanaya, vefat İstanbul’un Vefa semtine dönüşüyor. Hacivat açıklamaya kalkıştıkça işi daha da ağırlaştırıyor ve “yolda birdenbire ölmüş” demek için bir Farsça-Arapça kelime yığını kullanıyor. Karagöz’ün “Deminden beri böyle söylesene!” cevabı, sade Türkçe çağrısının perdedeki karşılığı gibi. Ardından gelen kalb-i gamnak (gamlı kalp) ile karnabahar, ferahnak (neşeli) ile kebap eşleşmesi de sahnenin ikinci kahkahası.
7. Asıl ismin ne? Ne ispirim var ne ahır uşağı
Karagöz: Benim ne ispirim var ne de ahır uşağı.
Hacivat: A menhus! “İspir, seyis” değil. Adın yok mu adın?
Karagöz: Ne atım var ne katırım. Sade bir topal eşek var.
Hacivat: Şimdi çatlayacağım! Seni ne diye çağırırlar?
Karagöz: Çapkın! Çapkın!
Oyun: Aşçılık. Karagöz ismin sözünü ispir, yani at bakıcısı olarak duyuyor ve konu bir anda ahıra taşınıyor. Hacivat sadeleştirip “adın” diye sorunca da bu kez ad kelimesi at‘a dönüşüyor. Ses benzerliğine dayanan bu zincir, Karagöz’ün sözü hep en somut, en gündelik anlamına çektiğini çok net gösteriyor: isim sorulan adam ahırındaki topal eşeği anlatmaya başlıyor.
8. Bir baltaya sap olmadın
Karagöz: Yarın akşam iftarın mı var?
Hacivat: Sana birkaç sözüm var. Bak Karagöz, şimdiye kadar bir baltaya sap olmadın.
Karagöz: Beni sana meşe odunu diye kim söyledi?
Hacivat: Yani bir işle meşgul değilsin, elinden iş gelmez.
Karagöz: Âlâsı gelir.
Hacivat: Bakayım, ne iş yapabilirsin?
Karagöz: Hırsızlık.
Hacivat: Tu! Allah müstahakkını versin! O iş mi? Hiçbir sanatın yok mu?
Karagöz: Var. Âlâ ızgara maşa yaparım.
Oyun: Canbazlar / Tımarhane. Bu atışma iki ayrı oyunda neredeyse aynı sözlerle geçer; perdenin kalıplaşmış, seyircinin ezbere bildiği bölümlerinden biri olduğunu buradan anlayabiliriz. Önce ihtar kelimesi iftar olur, ardından deyimin mecaz anlamı tamamen yok sayılır. “Baltaya sap olmamak” işe yaramamak demektir, ama Karagöz kendini sap yapılacak bir odun parçası gibi görmeye razı olmaz. Ardından gelen “hırsızlık” cevabı da Karagöz’ün patavatsız dürüstlüğünün tipik bir örneğidir.
9. Yazı da bilirim, ilkbaharı da, kışı da
Karagöz: Kim demiş yok diye?
Hacivat: Aman Karagöz, yazı bilir misin?
Karagöz: Yazı da bilirim, ilkbaharı da, kışı da.
Hacivat: Ben sana yazı, kışı sormuyorum. Hüsn-ü hattın var mı?
Karagöz: Hüsnü’ye çattığım yok.
Oyun: Canbazlar / Tımarhane. Türkçede yazı hem harfle yazılan metin hem de yaz mevsimi demektir. Karagöz bu eş sesliliği öyle doğal bir rahatlıkla kullanıyor ki cevap neredeyse mantıklı görünüyor. Hacivat konuyu güzel yazı anlamındaki hüsn-ü hat‘a getirince de Karagöz bu kez işi mahalledeki Hüsnü adlı birine bağlıyor. Kısa, temiz ve bugün de çocuklara anlatıldığında güldüren bir atışma.
10. Babam öldü, Hacivat: Nerde gördü?
Hacivat: Neden?
Karagöz: Neden olacak? Babam öldü.
Hacivat: Nerde gördü?
Karagöz: Mahalle kahvesinin önünde rastgelmiş galiba… Alay mı ediyorsun be? Bizim peder sizlere ömür.
Hacivat: Kömür mü? Karagöz, bu tabiatını severim; hiçbir şeyin vaktini geçirmezsin. Bari çokça mı idi? Ne kadar aldın bakayım?
Karagöz: Herif saçmalıyor galiba. Neyi be?
Hacivat: Neyi olacak? Kömürü.
Oyun: Eczahane. Yanlış anlama yalnızca Karagöz’e özgü değildir; bu sahnede kulağı tıkanan taraf Hacivat. Öldü kelimesini gördü, “sizlere ömür” başsağlığı kalıbını da kömür diye duyuyor ve üstüne bir de kışlık kömür aldığı için Karagöz’ü tebrik ediyor. Karagöz’ün önce saf saf cevap vermesi, sonra durumu fark edip “Alay mı ediyorsun be?” diye parlaması, hüzünlü bir anı bile perdede kahkahaya çeviriyor.
11. Heceleyelim mi, nerede geceleyelim?
Karagöz: İstakratoz.
Hacivat: Karagöz, senin dilin dönmüyor.
Karagöz: Benim dilim makinalı mı?
Hacivat: Öyleyse bilader, heceleyelim!
Karagöz: Nerede geceleyelim?
Hacivat: Senin sözlerin saçmasapan.
Karagöz: Geçen gün fareyi tutmak için kurdum kapan.
Hacivat: (…) Ta üstün: ta. İs-ta.
Karagöz: İsteyim ama verir misin?
Hacivat: (…) Kaf ze ötre: koz.
Karagöz: Beykoz.
Hacivat: Değil a canım! Kaf ze ötre: koz.
Karagöz: Terkoz.
Oyun: Kanlı Nigâr. Hacivat, Karagöz’e eski mektep usulüyle, Arap harflerinin hareke adlarını söyleyerek istakoz kelimesini hecelettirmeye çalışıyor. Karagöz ise her heceyi başka bir kelimeye bağlıyor: heceleyelim geceleyelim olur, is-ta “isteyim” olur, koz da İstanbul’un Beykoz ve Terkoz’una gider. Arada “saçmasapan” lafına “kurdum kapan” diye kafiyeyle karşılık vermesi, Karagöz’ün aslında dil konusunda hiç de beceriksiz olmadığını gösteriyor.
12. Gel-geç: Nazlı yârin gözü, Bursa’nın kestanesi
Karagöz: Geçen akşam fare götürmüş raftaki kaşıkları!
Hacivat: Can yakar ol nazlı yârin dide-i mestanesi!
Karagöz: Lezzetlidir, iri olur Bursa’nın kestanesi!
Hacivat: Dün gece ziyafette yedim iki balık bir istakoz!
Karagöz: Dün gece ziyafette yedim iki balık bir istakratoz!
Oyun: Kanlı Nigâr. Perdeye bir girip bir çıkarak yapılan bu söyleşmeye gel-geç denir. Hacivat divan şiirinden çıkmış gibi duran bir dize okuyup gider, Karagöz gelip aynı ölçü ve kafiyeyi koruyarak dizeyi mutfağa, kilere ya da mahalleye indirir. Sevgilinin baygın, süzgün gözünü (dide-i mestane) anlatan dizenin Bursa kestanesiyle bitmesi, Karagöz’ün parodi ustalığının en güzel örneklerinden biri.
Hacivat ve Karagöz kimdir?
Karagöz, deriden kesilip boyanan ve tasvir adı verilen figürlerin, arkadan ışık verilerek beyaz bir perdeye yansıtıldığı geleneksel Türk gölge oyunudur. Oyunun iki ana kişisi birbirinin tam tersidir. Karagöz okumamış, sözünü sakınmayan, çabuk öfkelenen ama yalan ve iki yüzlülüğe tahammülü olmayan bir halk adamıdır. Hacivat ise eğitim görmüş, görgü kurallarına uyan, herkesin nabzına göre şerbet veren ve konuşmasını Arapça-Farsça kelimelerle süsleyen bir tiptir. Oyunlardaki gülmecenin büyük kısmı bu iki dünyanın çarpışmasından, yani Karagöz’ün Hacivat’ı anlamamasından ya da anlamazdan gelmesinden doğar.
En bilinen rivayete göre Karagöz ile Hacivat, Orhan Gazi döneminde Bursa’da bir cami inşaatında çalışan iki ustaydı; Karagöz demirci, Hacivat duvarcıydı. Aralarındaki nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi bırakınca inşaat aksamış, ikisi bu yüzden cezalandırılmış. Ardından Şeyh Küşteri, onların tasvirlerini bir perdenin arkasında oynatarak konuşmalarını yeniden canlandırmış. Bu anlatının tarihî bir belgesi yoktur ve iki kişinin gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir; ancak gelenek Şeyh Küşteri’yi Karagözcülerin piri sayar ve perdeye de Küşteri Meydanı adını verir.
Bursa bu rivayeti bugün de yaşatıyor. Çekirge Caddesi’ndeki temsili mezar 1950’de anıt mezara dönüştürüldü ve üzerine Karagöz ile Hacivat’ın çini rölyefleri yerleştirildi. Anıtın karşısında 1997’de açılan Karagöz Müzesi’nde geleneksel tasvirler ve farklı ülkelerin gölge oyunu figürleri sergileniyor, düzenli olarak gösteriler yapılıyor. Karagöz, 2009 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alındı.
Perde gazeli, muhavere, fasıl: Karagöz oyunu nasıl kurulur?
Klasik bir Karagöz oyunu dört bölümden oluşur. Yukarıdaki atışmaların çoğu ikinci bölüm olan muhavereden alınmıştır:
Perde arkasında tek bir usta, yani hayali, bütün tasvirleri oynatır ve hepsini kendi sesiyle konuşturur. Yardımcısı yardak tef çalar ve tasvirleri ustaya uzatır. Karagöz metinleri yüzyıllar boyunca ezberden ve doğaçlama oynatıldığı için bugün elimizdeki yazılı metinler, hayalilerin anlattıklarından ve ses kayıtlarından derlenmiştir.
Bu yazının kaynakları
Replik sevenler için bir sonraki durak: Yeşilçam’ın unutulmaz cümlelerini ne kadar iyi bildiğinizi Yeşilçam replik testi ile ölçebilir, okul sıralarının efsane diyaloglarını Hababam Sınıfı replikleri sayfamızda bulabilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
Hacivat ile Karagöz replikleri nereden geliyor?
Karagöz oyunları anonimdir ve yüzyıllar boyunca ezberden, doğaçlama oynatılmıştır. Bugün okunan metinler, hayalilerin anlattıklarından ve ses kayıtlarından derlenmiştir. Bu yazıdaki atışmalar, Cevdet Kudret’in üç ciltlik Karagöz derlemesindeki oyun metinlerinden kısaltılarak alınmıştır.
Hacivat neden Arapça ve Farsça kelimelerle konuşur?
Hacivat medrese görmüş, okumuş ve kibar görünmeye çalışan bir tipi temsil eder. Konuşmasını Arapça-Farsça kelimelerle süslemesi bu kimliğin parçasıdır. Halk dilini temsil eden Karagöz bu sözleri çoğu zaman yanlış anlar ya da anlamazdan gelir; oyunlardaki gülmecenin büyük kısmı bu karşıtlıktan doğar.
Karagöz oyunu kaç bölümden oluşur?
Klasik bir Karagöz oyunu dört bölümden oluşur: Hacivat’ın semai ve perde gazeli okuduğu giriş, Karagöz ile Hacivat’ın karşılıklı atıştığı muhavere, oyunun asıl konusunun işlendiği fasıl ve kısa bir kapanış konuşması olan bitiş.
“Yıktın perdeyi, eyledin viran” ne demek?
Bu söz, Karagöz oyunlarının bitiş bölümünde Hacivat’ın Karagöz’e söylediği kalıplaşmış repliktir. Perdeyi yıkıp viran ettin, gidip sahibine haber vereyim anlamına gelir ve seyirciye oyunun sona erdiğini bildirir.
Karagöz UNESCO listesinde mi?
Evet. Karagöz, 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınmıştır.