Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm

Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm Sözleri

Ağlaya ağlaya yollara düştüm
Şükür olsun muradıma kavuştum,
Medine göründü yandım tutuştum,
Ölüm ver Allah’ım verme ayrılık.

Yeşil kubbe görününce gözüme
Boynum büküp elim koydum dizime,
Uyandım ki su serperler yüzüme,
Aklımı başımdan aldı ayrılık.

Ferhat gibi canım yandı kavruldum,
Şirin gibi ciğerimden vuruldum
İstemeden Medine’den ayrıldım.
Bir derdimi yüz bin ettin ayrılık

Kafileyle vardım gözleri yaşlı
Ellerimi açtım Mevla’ya karşı
Zemzeminden içtim Kabe’ye karşı
Ölüm ver Allah’ım verme ayrılık.

Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm Sözleri

Bu ilahi, kutsal bir yolculuğun hem fiziksel hem de ruhsal ağırlığını derin bir duyguyla anlatıyor. Yollara düşmek, yalnızca bir yerden bir yere gitmek değil; aynı zamanda içsel bir arayışa çıkmak anlamına geliyor. Medine’nin görünmesiyle birlikte yaşanan heyecan, insanın kalbine düşen bir ateş gibi tasvir ediliyor. O an, hem huzurun hem de yanmanın aynı anda hissedildiği özel bir eşik oluyor.

Ayrıca yeşil kubbenin görülmesiyle gelen sükûnet, bir teslimiyet hâline dönüşüyor. Dizlere konan eller ve bükülen boyun, insanın acziyetini ve içtenliğini yansıtıyor. Ancak bu rüya gibi anlar kısa sürüyor; çünkü ayrılık, tüm güzelliği gölgede bırakacak kadar güçlü bir duygu olarak geri dönüyor. Yüzlere serpiştirilen su, uyanışı simgelese de kalpteki sızı dinmiyor.

Aynı zamanda Ferhat ile Şirin benzetmesi, aşkın ve fedakârlığın en yakıcı hâlini hatırlatıyor. Buna rağmen yolcu, umudunu kaybetmiyor. Kafileyle yapılan dönüşte gözyaşları dökülüyor, eller semaya açılıyor. Zemzem’den içilen her yudum, teselli arayışının bir parçası oluyor.

Sonunda tekrar edilen dua, metnin özünü özetliyor: Ölüm bile istenebilir, fakat ayrılık en ağır imtihan olarak kalıyor. Bu ilahi, inançla yoğrulmuş bir sevdanın, kavuşma kadar ayrılığı da ne denli derin yaşadığını samimi bir dille aktarıyor.