SanatçıRıza Tamer

🎵 Rıza Tamer – Bu Kadın Hiç Ağlar Mı Sözleri
Kalbin hiç beni sordu mu?
Tek mi yaşıyorum ben acımızı
Ya hiç sana soran oldu mu?
Gittin verdin düşmana açıklarımızı
Doymadı, yedirdim ömrümü
İçemedim bi' bardak çayınızı
Gitmeden hesabı gördü mü?
Bi' alamadığı kaldı zaten canımızı
Duyduğuma göre kalbinin kapısı açık kalınca
Beni düşürmüş yere
Tenezzül edip eğilip almayınca suç atma elaleme
Bu ne yazgı ne töre, gitti keyfine köle
Bu kadın hiç ağlar mı?
Hâlimi görse esen bi' rüzgâr
Acımı da dağlar mı
Kime anlatsam "Unut" diyorlar
Böyle bi' aşk var mı?
Yaşarken ölüme bu kadar yakın olan
Rıza Tamer – Bu Kadın Hiç Ağlar Mı Şarkı Sözleri
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuHer şarkının bir ruhu, her sözün ise derin bir hikayesi vardır. Rıza Tamer’in “Bu Kadın Hiç Ağlar Mı” isimli şarkısı da tam olarak böyle, dinleyenin kalbine dokunan, acının ve isyanın iç içe geçtiği bir anlatı sunuyor. Bu şarkı, sadece bir ayrılık şarkısı olmanın ötesinde, derin bir yalnızlık hissini, verilen emeklerin karşılıksız kalışını ve yaşanan hayal kırıklığının getirdiği sessiz çığlığı edebi bir dille işliyor.
Unutulmuşluğun ve İhanetin İlk Dokunuşları
Şarkının açılış dizeleri, terk edilmişliğin ve sorgulamanın keskin rüzgarını estiriyor. Rıza Tamer, dinleyiciyi hemen bir hesaplaşmanın ortasına çekiyor:
“Kalbin hiç beni sordu mu?” sorusu, ilişkinin tek taraflı hale geldiğini, acının yalnızca bir kişinin omuzlarında taşındığını vurguluyor. Burada, sevilen kişinin kayıtsızlığına bir isyan var. “Tek mi yaşıyorum ben acımızı?” ifadesi, paylaşılan bir geçmişin, şimdi tek başına çekilen bir yüke dönüştüğünü gösteriyor. Ardından gelen “Gittin verdin düşmana açıklarımızı” dizesi ise, sadece bir terk ediş değil, aynı zamanda bir ihanet barındırıyor. Sevgili, sadece gitmekle kalmamış, geride kalan kişinin en zayıf noktalarını, sırlarını, belki de iç dünyasını “düşmana” yani dış dünyaya açarak daha büyük bir yara bırakmış. Bu, güvenin yıkılışının en acıtan tasvirlerinden biri.
Tükenmiş Bir Ömrün ve Karşılıksız Emeklerin Bedeli
Rıza Tamer’in “Bu Kadın Hiç Ağlar Mı” şarkısının ikinci kısmı, verilen emeklerin boşa gidişini ve yaşanan tükenmişliği gözler önüne seriyor:
“Doymadı, yedirdim ömrümü” cümlesi, ilişkinin bir tarafının sürekli verdiğini, kendini adadığını ancak diğer tarafın asla tatmin olmadığını anlatıyor. Bu, adanmışlığın getirdiği yorgunluk ve bitkinliğin edebi bir yansıması. “İçemedim bi’ bardak çayınızı” dizesi ise, bu büyük adanmışlığa rağmen, en basit, en insani paylaşımlardan bile mahrum kalındığını gösteriyor. İlişkinin yüzeyselliği ve derin bağ kurulamaması bu kadar net bir ifadeyle anlatılıyor. “Gitmeden hesabı gördü mü?” sorusu, ayrılığın aniden mi gerçekleştiğini, yoksa bir tür kapanışın, bir hesaplaşmanın olup olmadığını sorguluyor. Ve en vurucu ifade: “Bi’ alamadığı kaldı zaten canımızı.” Bu cümle, maddi manevi her şeyin verildiğini, geriye sadece canın kaldığını, yani kişinin tamamen boşaltıldığını ve tüketildiğini dile getiriyor. Rıza Tamer, burada yaşanan kaybın boyutunu ve kişinin ruhsal olarak ne denli yorulduğunu çarpıcı bir şekilde ifade ediyor.
Yazgı Değil, Tercihlerin Acı Sonucu
Şarkının orta kısmı, yaşananların bir kader değil, bir tercih meselesi olduğunu vurgulayarak sorumluluğu net bir şekilde ortaya koyuyor:
“Kalbinin kapısı açık kalınca / Beni düşürmüş yere” ifadeleri, sevilen kişinin kalbini başkalarına açmasının, kişinin kendi değerini kaybetmesine neden olduğunu anlatıyor. Bu, sadece bir düşüş değil, aynı zamanda bir aşağılanma hissi. “Tenezzül edip eğilip almayınca suç atma elaleme” dizesi, bu durumun sorumluluğunu başkalarına yüklemeyi reddediyor; asıl sorumlunun, düşeni yerden kaldırmayan, yani değeri bilmeyen kişi olduğunu belirtiyor. Rıza Tamer, burada mağduriyet edebiyatına karşı çıkarak, yaşananların bir “yazgı” ya da “töre” olmadığını, aksine kişinin “keyfine köle” olmasının bir sonucu olduğunu cesurca dile getiriyor. Bu, kaderin değil, kişisel seçimlerin ve bencil arzuların getirdiği bir sonuçtur.
Ağlamayan Bir Kalbin Çığlığı ve Aşkın Acı Tanımı
Rıza Tamer – Bu Kadın Hiç Ağlar Mı şarkısının nakaratı, acının en yoğun ve dışa vurulmayan halini gözler önüne seriyor:
“Bu kadın hiç ağlar mı?” sorusu, dışarıdan güçlü görünen, gözyaşlarını içine akıtan bir ruhun derin yaralarını ima ediyor. Bu, artık ağlayacak gücü kalmamış, acısı içselleşmiş bir kadının ifadesi. “Hâlimi görse esen bi’ rüzgâr / Acımı da dağlar mı” dizeleri, acının o kadar büyük ve yakıcı olduğunu anlatıyor ki, doğanın en hafif unsuru olan rüzgar bile bu hali görse belki de dağları delip geçecek, acıya ortak olacak. Bu, acının evrensel boyutlara ulaşan bir tasviri. “Kime anlatsam ‘Unut’ diyorlar” ifadesi, çevreden gelen duyarsız tavırları, yaşanan acının küçümsenmesini ve kişinin yalnızlığını pekiştiriyor. Ve şarkı, zirveye ulaşan bir soruyla bitiyor: “Böyle bi’ aşk var mı? Yaşarken ölüme bu kadar yakın olan.” Bu, yaşanan aşkın sadece bir duygu olmaktan çıkıp, kişiyi varoluşsal bir boşluğa, ölüme yakın bir hisse sürüklediğini gösteriyor. Rıza Tamer, burada aşkın sadece güzelliklerini değil, aynı zamanda yıkıcı, tüketici ve hatta ölümcül olabilen karanlık yüzünü de derinlemesine işliyor.