SanatçıPilli Bebek
ŞarkıBu Biçim
Yıl2016

🎵 Pilli Bebek – Bu Biçim Sözleri
Hiçbir kadın hiçbir erkeği ve hiçbir erkek hiçbir kadını
Bu biçim bu biçim sevmedi
Yokluğu ekmeğe katık edip sevgiyi açlığa eklemedi
Gözyaşlarının hiçbir teki bu biçim düşmedi
Böylesine dolu dolu dolu ağlamadı hiçbir kucakta hiçbir baş
Ve hiçbir elveda bugüne dek bu biçim söylenmedi
Hiçbir akşam o akşam gibi kanarcasına batmadı o güneş
Ve hiçbir güneş onları bir daha bu biçimgörmedi
Hiçbir kadın dedim ya hiçbir erkeği ve hiçbir erkek
Hiçbir kadını bu biçim bu biçim bu biçim sevmedi
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuPilli Bebek'in "Bu Biçim" şarkısı, dinleyenin ruhunda derin izler bırakan, sıradanlığın çok ötesinde bir aşkın ve ayrılığın portresini çiziyor. Şarkı sözleri, yaşanmış bir duygunun eşsizliğini, tekrarlanamazlığını ve evrensel bir "hiçbir zaman" hissiyle perçinlenmiş mutlaklığını adeta bir manifesto gibi ortaya koyuyor. Bu şarkıda anlatılanlar, sadece bir ayrılık hikayesi değil, aynı zamanda o ayrılığı özel kılan, onu diğerlerinden ayıran derin bir hissin edebi dışavurumudur.
Benzersiz Bir Sevgi ve Ayrılık Tanımı
Pilli Bebek'in "Bu Biçim" şarkısı, daha ilk dizeden itibaren dinleyiciyi güçlü bir iddiayla karşılıyor:
Bu cümleler, anlatılan sevginin ve sonrasında gelen acının, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir yoğunluğa sahip olduğunu vurguluyor. "Bu biçim" ifadesinin tekrarı, bu benzersizliğin altını çiziyor, adeta dinleyicinin zihninde bir mühür gibi kazınıyor. Bu, sadece büyük bir aşk değil, aynı zamanda onu yaşayanların dışındaki herkes için anlaşılmaz veya ulaşılamaz bir deneyimdir. Pilli Bebek, bu sözlerle aşkın en saf, en radikal halini tanımlıyor.
Ardından gelen dizeler, bu aşkın ve ayrılığın yarattığı boşluğun ne denli yıkıcı olduğunu çarpıcı metaforlarla açıklıyor:
Burada, aşkın yokluğunun bile besleyici bir öğe haline gelmediği, aksine açlığı daha da derinleştirdiği bir durum tasvir ediliyor. Bu sevgi o kadar yoğundu ki, onun yokluğuyla yaşamak bile imkansızdı; yokluk, alışıldık bir acı değil, varoluşsal bir boşluktu. Gözyaşlarının "bu biçim" düşmemesi ise, dökülen her damlanın sıradan bir hüzünden öte, ruhun derinliklerinden kopup gelen, eşi benzeri görülmemiş bir kederin dışavurumu olduğunu gösteriyor. Pilli Bebek'in "Bu Biçim" şarkısı, bu dizelerle okuyucuyu/dinleyiciyi o eşsiz acının merkezine taşıyor.
Zamanın ve Doğanın Tanık Olduğu Büyük Elveda
Şarkı, acının evrenselliğini ve bireyselliğini bir arada sunmaya devam ediyor:
Üç kez tekrarlanan "dolu" kelimesi, ağlamanın şiddetini, gözyaşlarının değil, ruhun ta kendisinin boşaldığını hissettiriyor. Bu, yalnızca kişinin kendi içinde yaşadığı bir yas değil, aynı zamanda bir başkasının teselli edemeyeceği, bir kucakta bile dindirilemeyen bir acıdır. "Hiçbir elveda bugüne dek bu biçim söylenmedi" cümlesi ise, bu ayrılığın sadece aşıklar için değil, zamanın kendisi için de bir dönüm noktası olduğunu, bir daha asla tekrarlanamayacak bir vedalaşma anı olduğunu vurgular. Pilli Bebek, "Bu Biçim" ile ayrılığı bile bir sanat eserine dönüştürüyor.
Doğa bile bu büyük vedanın tanığı ve kurbanı olmuştur:
"Kanarcasına batmak" ifadesi, güneşin batışını bile bu acının bir yansıması haline getiriyor; gün batımı, adeta bir yaranın kanaması gibi trajik ve dönülmez bir sonu işaret ediyor. Bu, sadece bir metafor değil, aynı zamanda yaşanan acının evreni de etkilediğini, doğanın bile bu büyük vedadan sonra aynı kalamadığını gösteren bir abartı. Güneşin onları "bir daha bu biçim" görmemesi, bu aşkın ve ayrılığın bir daha asla yaşanmayacak, tekrarlanamayacak benzersizliğini pekiştiriyor. Pilli Bebek'in "Bu Biçim" şarkısı, bu dizelerle sadece bir aşkı değil, aynı zamanda aşkın yitimiyle birlikte kaybolan bir evreni anlatıyor.
Şarkı, başladığı noktaya geri dönerek, bu eşsizliğin altını bir kez daha çiziyor:
Üç kez tekrarlanan "bu biçim" ifadesi, şarkının ana fikrini, yani yaşanan duygunun mutlak benzersizliğini ve tekrarlanamazlığını mühürlüyor. Pilli Bebek'in "Bu Biçim" şarkısı, bu kapanışla sadece bir aşkın hikayesini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda dinleyiciyi, yaşamın içinde deneyimlenen en derin, en özel duyguların ne kadar eşsiz ve biricik olabileceği üzerine düşünmeye davet ediyor. Bu, bir ağıt olmaktan çok, aşkın ve acının zirvesine yazılmış, unutulmaz bir destan.