SanatçıEmre Fel

🎵 Emre Fel – Henüz On Yaşında Sözleri
Nafile, can bu ezelden mahir olur
Böyle zulümü cihanda nerde görür
Mertliği dertlenir ama kambur olur
Beyhude böyle bir ömüre dert edinir
Vakti gelir de bi' gün bu borç ödenir
Aklı selim bu diyardan kahir alır
(Aklı selim bu diyardan ne götürür)
Der
"Feleğin elinde henüz on yaşında, bi' darağacında asıldım kaldım
Küçük ellerimle günahı boynumdan bu canım uğruna çıkardım
Öldüm."
Ahh...
Ben hiç olmasam da gün doğardı
Ben hiç doğmasam da
Der
"Feleğin elinde henüz on yaşında, bi' darağacında asıldım kaldım
Küçük ellerimle günahı boynumdan bu canım uğruna çıkardım
Öldüm."
Ahh...
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuEmre Fel’in “Henüz On Yaşında” Şarkı Sözlerinin Derinliklerinde Bir Yolculuk
Müzik, bazen en derin acıları, en karmaşık duyguları birkaç dizeyle anlatma gücüne sahiptir. Emre Fel’in “Henüz On Yaşında” şarkısı da tam olarak bu gücü barındıran, dinleyicisini bir iç hesaplaşmanın eşiğine getiren sarsıcı bir eser. Şarkının sözleri, sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda varoluşsal sorgulamaları, haksızlık karşısında çaresizliği ve erken yaşta yüklenilen ağır sorumlulukları çarpıcı bir metaforla işliyor. Emre Fel, bu şarkıyla dinleyicisinin ruhuna dokunarak, evrensel bir acının kapılarını aralıyor.
Kadere Karşı Bir Direnişin İlk Sesleri
Şarkının açılış dizeleri, insanın doğasına ve dünyanın acımasız gerçeklerine dair güçlü bir gözlemle başlıyor. Bu ilk dörtlük, hayatın getirdiği zorluklar karşısında insan ruhunun nasıl sınandığını, hatta bazen nasıl eğilip büküldüğünü derinlemesine anlatıyor.
“Nafile, can bu ezelden mahir olur” derken, insan ruhunun, varoluşun başlangıcından beri zorluklara, acılara adapte olma, onlarla başa çıkma konusunda bir tür doğal yeteneğe sahip olduğuna işaret ediliyor. Ancak bu maharet, “Böyle zulümü cihanda nerde görür” sorusuyla bir ironiye dönüşüyor; çünkü dünyanın sunduğu zulüm, canın tüm maharetini bile aşan bir boyutta. Mertliğin, yani dürüstlüğün ve yiğitliğin, bu ağırlık altında “dertlenip kambur olması”, erdemli olmanın bedelinin ne kadar ağır olabileceğini gösteriyor. Toplumun, hayatın dayattığı yükler altında karakterin bile eğilip büküldüğünü hissediyoruz. “Beyhude böyle bir ömüre dert edinir” dizesi ise, tüm bu çabaların, acıların boşuna olduğunu, insanın kaderine boyun eğmek zorunda kaldığını fısıldıyor. Emre Fel, “Henüz On Yaşında” şarkısının bu ilk bölümünde, dinleyiciyi derin bir çaresizlik hissiyle baş başa bırakıyor, sanki kaderin kaçınılmazlığına vurgu yapıyor.
Adaletin Gecikmiş Hesabı ve Akl-ı Selimin Çıkmazı
Şarkı, adaletin er ya da geç tecelli edeceği umudunu ve aklıselimin bu dünyadaki yerini sorgulamaya devam ediyor. Bu kısım, bir yandan umudu barındırırken, diğer yandan bu umudun ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
“Vakti gelir de bi’ gün bu borç ödenir” ifadesi, çekilen acıların, yaşanan haksızlıkların bir gün mutlaka karşılığının alınacağına dair zayıf bir umut ışığı yakıyor. Bu, ilahi bir adalet beklentisi olabileceği gibi, karmik bir döngünün de habercisi olabilir. Ancak hemen ardından gelen “Aklı selim bu diyardan kahir alır” dizesi, bu umudu gölgeliyor. Sağduyunun, mantığın, bu dünyanın acımasızlığı karşısında ezildiğini, kederlendiğini anlatıyor. Parantez içindeki “Aklı selim bu diyardan ne götürür” sorusu ise, aklın ve mantığın bu dünyadan geriye sadece acı ve kederle mi ayrıldığına dair yakıcı bir sorgulama. Emre Fel, “Henüz On Yaşında” şarkı sözlerinde, insanın iç dünyasındaki bu çelişkili duyguları ustaca harmanlıyor; umut ve hayal kırıklığı arasında gidip gelen bir salınım yaratıyor.
“Henüz On Yaşında”: Çocukluğun Çalınışı ve Günahın Yükü
Şarkının kalbine indiğimizde, dinleyicinin boğazına düğümlenen asıl çığlık yükseliyor. Bu bölüm, Emre Fel’in “Henüz On Yaşında” şarkısının en vurucu ve akılda kalıcı kısmı olarak öne çıkıyor. Burada, masumiyetin nasıl acımasızca yok edildiği metaforik bir dille anlatılıyor.
Burada anlatılan, fiziksel bir darağacından ziyade, erken yaşta omuzlara yüklenen, çocukluğu çalan, masumiyeti yok eden ağır bir kaderin metaforudur. “Henüz on yaşında” olmak, masumiyetin, oyunların, hayallerin en saf dönemini temsil ederken, “darağacında asılı kalmak” bu masumiyetin acımasızca sonlandırılmasını ifade eder. Bir çocuğun omuzlarına bu kadar büyük bir yükün binmesi, feleğin adaletsizliğini gözler önüne serer. “Küçük ellerimle günahı boynumdan bu canım uğruna çıkardım” dizesi ise, hayatta kalmak, var olmak için masumiyetini, belki de ruhunun bir parçasını feda etmek zorunda kalan bir bireyin çaresizliğini anlatır. Kendi varoluşu için “günahı” omuzlamak, hatta boyundan çıkarmak zorunda kalmak, yaşanan travmanın ve yükün büyüklüğünü gösterir. Ve bu mücadelenin nihai sonucu: “Öldüm.” Bu ölüm, fiziksel bir ölümden ziyade, ruhun, masumiyetin, çocukluğun ölümü olarak yorumlanabilir. Emre Fel’in bu dizeleri, “Henüz On Yaşında” şarkısını dinleyen herkesin içini burkan, derin bir empati uyandıran bir çığlıktır.
Varoluşsal Yankılar: “Ben Hiç Olmasam da Gün Doğardı”
Şarkının son bölümü, bu derin acının ve varoluşsal sorgulamanın evrensel bir boyutunu ortaya koyuyor. Kişisel trajedinin evrenin kayıtsızlığı karşısındaki acı yankısı, dinleyicide derin bir hüzün bırakır.
Bu dizeler, bireyin varlığının evrenin akışı karşısındaki önemsizliğini, naçizliğini vurgular. Kişinin yaşadığı tüm acılara, çektiği tüm sıkıntılara rağmen, dünyanın kendi döngüsüne devam edeceğini, günün doğacağını, hayatın akıp gideceğini hatırlatır. Bu, hem bir kabulleniş hem de yaşanan kişisel trajedinin evrensel ilgisizlik karşısındaki acı bir yankısıdır. “Ben hiç doğmasam da” ifadesi, tüm bu yükleri taşımaktansa hiç var olmamayı dile getiren, derin bir yorgunluğun ve çaresizliğin ifadesidir. Emre Fel, “Henüz On Yaşında” şarkısıyla, bireyin evren karşısındaki yalnızlığını ve kendi varoluş mücadelesinin acı gerçekliğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu şarkı, sadece bir dinleti değil, aynı zamanda ruhun derinliklerine yapılan bir yolculuk ve insanın kaderi üzerine düşündüren güçlü bir manifesto.