
🎵 Arif Sağ – Erisin Dağların Karı Sözleri
Bunca gamı, bunca derdi
Mevlam yalnız bana mı verdi?
Bunca gamı, bunca derdi
Mevlam yalnız bana mı verdi?
Eller muradına erdi
Yine cananım gelmedi
Eller muradına erdi
Yine cananım gelmedi
Erisin dağların karı
Geçti ömrümün baharı
Ecel kapımı çalmadan
Durma gel ömrümün varı
Takatım yok yürümeye
Gidip cananı görmeye
Takatım yok yürümeye
Gidip cananı görmeye
Can başladı çürümeye
Yine cananım gelmedi
Can başladı çürümeye
Yine cananım gelmedi
Erisin dağların karı
Geçti ömrümün baharı
Ecel kapımı çalmadan
Durma gel ömrümün varı
Ali Baba çeker çile
Felek vurdu bana sille
Ali Baba çeker çile
Felek vurdu bana sille
Ömrüm geldi geçti bile
Yine cananım gelmedi
Ömrüm geldi geçti bile
Yine cananım gelmedi
Erisin dağların karı
Geçti ömrümün baharı
Ecel kapımı çalmadan
Durma gel ömrümün varı
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuArif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” Şarkısında Saklı Hüzün ve Bekleyiş
Türküler, bazen bir dağın zirvesindeki karlar gibi ağır ve derin duyguları taşır. Arif Sağ’ın usta yorumuyla hayat bulan “Erisin Dağların Karı” ise tam da bu tanıma uyan, dinleyenin yüreğine işleyen bir eser. Bu şarkının sözleri, sadece bir melodiye eşlik etmekle kalmıyor, aynı zamanda insan ruhunun en mahrem köşelerindeki acıyı, özlemi ve zamanın acımasız akışını dile getiriyor. Gelin, bu derinlikli eserin sözlerinde yatan anlam katmanlarını birlikte aralayalım.
Yalnızlığın ve Haksızlığın İsyanı: “Bunca gamı, bunca derdi Mevlam yalnız bana mı verdi?”
Şarkı, dinleyiciyi doğrudan bir isyanın ve sorgulamanın ortasına bırakıyor. İlk dizeler, sanki bir iç hesaplaşmanın, kaderle bir yüzleşmenin ifadesi:
Bu tekrar, acının derinliğini ve kişinin kendini dünyadaki en yalnız, en dertli varlık olarak hissetmesini vurguluyor. Sanki evren, tüm yükünü tek bir omuzun üzerine yıkmış gibi. Bu haksızlık hissi, insanoğlunun çaresizlik anlarında içine düştüğü o derin boşluğu çok iyi anlatıyor. Arif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” şarkısındaki bu dizeler, sadece kişisel bir feryat değil, aynı zamanda evrensel bir acının da yansıması.
Muradına Erenler ve Gelmeyen Canan
Dertlerin kişiye özel olduğu düşüncesi, dış dünyanın mutluluğuyla daha da keskinleşiyor. Şarkının devamında gelen dizeler, bu tezatlığı çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor:
“Eller muradına erdi” ifadesi, çevredeki herkesin dileklerine kavuştuğunu, hayallerine ulaştığını, belki de sevdikleriyle bir araya geldiğini anlatır. Bu durum, kahramanın kendi yaşadığı mahrumiyeti daha da gözler önüne serer. Arif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” şarkısında “yine cananım gelmedi” tekrarı ise, bekleyişin sadece bir kerelik değil, sürekli ve umutsuz bir hale büründüğünü gösterir. Canan, yani sevgili, beklenen ama bir türlü gelmeyen o özlem nesnesi, tüm umutların ve hayallerin merkezindedir.
Zamanın Acımasızlığı ve Son Çağrı: “Erisin dağların karı, Geçti ömrümün baharı”
Nakarat, şarkının en vurucu ve akılda kalıcı bölümüdür. Burada zamanın telafisiz akışı ve ölümün yaklaşan gölgesi, sevgiliye yapılan son bir çağrıya dönüşür:
“Erisin dağların karı” dizesi, kışın bitip baharın gelmesini arzulayan bir dilek gibi dursa da, hemen ardından gelen “geçti ömrümün baharı” ile aslında bir metafora dönüşür. Artık mevsim bahar olsa bile, kişinin kendi yaşam baharı, yani gençlik ve umut dolu günleri geride kalmıştır. Bu, zamanın geri döndürülemezliğini ve yaşlılığın yaklaştığını ifade eder. “Ecel kapımı çalmadan” ifadesi ise, ölümün kaçınılmazlığını ve zamanın daraldığını vurgular. Arif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” eserinde bu dizeler, sevgiliye yapılan son, çaresiz bir yakarıştır: “Durma gel ömrümün varı” derken, sevgiliyi sadece bir kişi olarak değil, aynı zamanda hayatın anlamı, varoluşun ta kendisi olarak görür.
Tükeniş ve Ruhsal Çürüme: “Takatım yok yürümeye, Can başladı çürümeye”
Şarkının ikinci bölümü, fiziksel ve ruhsal çöküşün dramatik bir portresini çizer:
Kişi, sevgiliye ulaşmak için gerekli olan fiziksel gücü bile kaybetmiştir. “Takatım yok yürümeye” dizesi, sadece bedensel bir yorgunluğu değil, aynı zamanda yaşama dair tüm enerjinin, umudun tükenişini simgeler. Daha da acısı, “can başladı çürümeye” ifadesidir. Bu, sadece bedenin değil, ruhun, yaşam enerjisinin, içten içe bir yok oluşa sürüklendiğini anlatır. Sevgiliye duyulan özlem, artık bir bekleyişten öte, bir tür kendini tüketme haline gelmiştir. Arif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” şarkısının bu kısmı, aşkın ve bekleyişin insanı ne denli yıpratabileceğini gözler önüne seriyor.
Feleğin Sillesi ve Geçip Giden Ömür
Son bölümde ise, kaderle olan mücadele ve zamanın acımasızlığı bir kez daha ön plana çıkar:
“Ali Baba çeker çile” dizesi, ozanın kendi kimliğine veya halk edebiyatındaki geleneksel bir figüre gönderme yaparak, çekilen çilenin kişisel olmaktan öte, bir kaderin parçası olduğunu ima eder. “Felek vurdu bana sille” ise, hayatın ve kaderin acımasız darbelerini, beklenmedik zorluklarını simgeler. En acısı ise “ömrüm geldi geçti bile” ifadesidir. Bu, sadece yaşlanmayı değil, aynı zamanda sevgiliyle geçirilemeyen, boşa harcanmış gibi hissedilen bir ömrü anlatır. Tüm bu çilelere, feleğin sillesine rağmen, Arif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” şarkısında vurgulanan değişmez gerçek şudur: Canan hala gelmemiştir. Bekleyiş, ömrün son anına kadar sürmüş, ancak karşılık bulamamıştır.
Arif Sağ’ın “Erisin Dağların Karı” eseri, sadece bir türkü değil, aynı zamanda insan ruhunun derinliklerindeki özlemi, çaresizliği ve zamanın acımasızlığını anlatan edebi bir başyapıttır. Her dizesi, dinleyenin kendi iç dünyasına bir ayna tutarak, kaybolmuş umutları ve bitmeyen bekleyişleri hatırlatır. Bu şarkı, zamanın erittiği karlar gibi, insan ömrünün de nasıl bir hüzünle akıp gittiğini ve bekleyişin bazen bir ömre bedel olabileceğini fısıldar.