Yavuz Bingöl – Sarı Gelin (Erzurum Çarşı Pazar)

Yavuz Bingöl – Sarı Gelin (Erzurum Çarşı Pazar) Şarkı Sözleri

Erzurum çarşı, pazar
Leylim aman aman
Leylim aman aman
Sarı gelin

İçinde bir kız gezer
Oy, nenen ölsün
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman, suna yârim

Elinde bir ip kalem
Leylim aman aman
Leylim aman aman
Sarı gelin

Dertlere derman yazar
Oy, nenen ölsün
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman, suna yârim

Erzurum’da bir kuş var
Leylim aman aman
Leylim aman aman
Sarı gelin

Kanadında gümüş var
Oy, nenen ölsün
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman, suna yârim

Yârim gitti, gelmedi
Leylim, aman aman
Leylim aman aman
Sarı gelin

Elbet bunda bir iş var
Oy, nenen ölsün
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman
Sarı gelin aman, suna yarim

Yavuz Bingöl – Sarı Gelin (Erzurum Çarşı Pazar) Şarkı Sözleri

Bu şarkı sözleri, Anadolu’nun en derin ve en hüzünlü sevdalarından birini anlatırken, öncelikle dinleyeni Erzurum’un çarşısına ve pazarına götürüyor. Böylece, hikâye daha ilk dizelerde somut bir mekâna yerleşiyor. Bununla birlikte, tekrar eden “Leylim aman” yakarışları, sadece bir sevdayı değil, aynı zamanda içten gelen bir sızıyı da yansıtıyor.

Ayrıca, Sarı Gelin figürü, güzelliğiyle olduğu kadar ulaşılamaz oluşuyla da öne çıkıyor. Öte yandan, “içinde bir kız gezer” ifadesi, masumiyet ve zarafeti simgelerken; elde tutulan ip ve kalem, dertlere çare arayan bir ruh hâlini temsil ediyor. Dolayısıyla, bu sevda yüzeysel değil, derin ve anlam yüklü bir bağ olarak karşımıza çıkıyor.

Bunun yanında, Erzurum’da geçen kuş benzetmesi, hikâyeye sembolik bir boyut katıyor. Ne var ki, kanadındaki gümüş kadar parlak olan bu imge, aynı zamanda geçiciliği de hatırlatıyor. Tam bu noktada, “yarim gitti, gelmedi” sözleriyle ayrılık açıkça dile getiriliyor. Bu nedenle, türkü boyunca hissedilen özlem giderek ağırlaşıyor.

Ancak, anlatıcı bu gidişi kaderle açıklamaya çalışırken, aynı zamanda içinde küçük de olsa bir umut taşıyor. Sonuç olarak, Sarı Gelin türküsü; aşkı, ayrılığı ve bekleyişi iç içe geçirerek zamansız bir hikâye anlatıyor. Kısacası, bu sözler sadece bir türkü değil; kuşaktan kuşağa aktarılan derin bir Anadolu yarası olarak yaşamaya devam ediyor.