Şükrü Erbaş – Senin Korkularını Benim İnceliğimi Şarkı Sözleri ve Yorumları

🎤 Şükrü Erbaş 🕒 10 Eyl 2025
Şükrü Erbaş – Senin Korkularını Benim İnceliğimi video

🎵 Şükrü Erbaş – Senin Korkularını Benim İnceliğimi Sözleri

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi
Ne kapanan kapılar
Ne yıldız kayması gecede, ne güz
Ne ceplerde tren tarifesi
Ne de turna katarı gökte
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık

Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
Birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde

Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
Ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
Yalnızca gölge vermesi ağaçların
İyiliğin küfre dönmesi ayrılık
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
Hüznün arması, süren korkusu inceliğin
Ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan

Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
Bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
Boşluğa bir boşluk katmadığını
Kar yağdırmadığını yaz ortasında

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
Ben bulutları gösterirken "Bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
Yanıt aramanla halkalanmış
Aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan

Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
Şiir okumayacağım bir süre
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
Yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
Ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
Gençliğimi anımsamak için
Emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
İçinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
Mican türküsünü asacağım yerlerine
Falcı kadınlara inanmayacağım artık
Trafik polislerine adres sormayacağım
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
Fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
Büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
Şaşırma! Yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken
Ömrüm azala azala akarken önümde
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
Senin korkularını
Benim inceliğimi doldurup yüreğime
Bıraktığın boşluğu yonta yonta
Binlerce heykelini yapacağım

Editörün Şarkı Sözü Yorumu

✍️ Editör Yorumu

Şükrü Erbaş’ın “Senin Korkularını Benim İnceliğimi” Şarkı Sözleri: Ayrılığın En Derin Tanımı

Şiirin ve müziğin kesişim noktasında, kelimelerin ruhumuza dokunduğu anlarda, bazı şarkılar sadece dinlenmekle kalmaz, yaşanır. Şükrü Erbaş’ın kaleminden çıkan “Senin Korkularını Benim İnceliğimi” tam da böyle bir eser. Bu şarkı, ayrılığı coğrafi mesafelerden, zamansal kopuşlardan çok öteye taşıyarak, insan ruhunun derinliklerinde yaşanan bir iç çatışmayı ve dönüşümü gözler önüne seriyor.

Ayrılık Nedir? Yollar mı, Kapılar mı, Yoksa Bir Vazgeçiş mi?

Şarkının açılış dizeleri, ayrılık kavramına dair alışılagelmiş tanımları reddederek, dinleyiciyi sarsıcı bir gerçeğe davet ediyor.
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi Ne kapanan kapılar Ne yıldız kayması gecede, ne güz Ne ceplerde tren tarifesi Ne de turna katarı gökte İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
Şükrü Erbaş, “Senin Korkularını Benim İnceliğimi” şarkısında, fiziksel uzaklaşmanın, kapanan kapıların ya da mevsimlerin değişmesinin gerçek ayrılık olmadığını vurguluyor. O, ayrılığı, insanın kendi iç dünyasında yaşadığı bir kopuş, duygularını ifade etmekten, paylaşmaktan vazgeçmesi olarak tanımlıyor. Bu, bir tür içe kapanma, bir iletişim köprüsünün yıkılması halidir.

Kaybolan Umutlar ve Suskun Yürekler

Devam eden dizelerde, bu içsel ayrılığın tezahürleri imgelerle örülüyor:
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken Duvarlara dalıp dalıp gitmesi Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık
Burada, “ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözler”, kaybedilen umutları, dağılan beklentileri simgelerken, bunların “birer damla düş kırıklığı olarak içine toplanması”, kişinin kendi acısını içine hapsetmesini anlatıyor. Dış dünyadaki güzelliklere (ışıyan camlar) sırt dönüp, içsel bir boşluğa (duvarlara dalıp gitmek) yönelmek, Şükrü Erbaş’ın ayrılık tanımını pekiştiriyor. En can alıcı ifadelerden biri ise “Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık” dizesidir; bu, yalnızlığın en derinine inmek, varoluşsal bir kimsesizliği deneyimlemektir.

Sessizliğin Büyümesi ve Yaşanan Dönüşüm

Şarkının ilerleyen bölümlerinde ayrılığın kişisel dönüşüm üzerindeki yıkıcı etkileri gözler önüne seriliyor:
Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek Birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
Bu dizeler, bireyin kalabalıklar içinde bile kendini yitirmesini, otantik sesini kaybetmesini anlatıyor. Çocukluk neşesinin ve masumiyetinin yerini, umutsuzluğun ve yaşlanmanın getirdiği içsel bir çöküş almıştır. “Kül bağlamış bir gövde” imgesi, yaşam enerjisinin, tutkunun ve canlılığın tamamen yok oluşunu, geriye sadece pasif bir varoluşun kaldığını gösterir.

Güneşin Bir Ceza Gibi Doğması: Ayrılığın Acı Yüzü

Şükrü Erbaş, “Senin Korkularını Benim İnceliğimi” eserinde ayrılığın getirdiği hisleri çarpıcı benzetmelerle aktarıyor:
Ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme Yalnızca gölge vermesi ağaçların İyiliğin küfre dönmesi ayrılık Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı Hüznün arması, süren korkusu inceliğin Ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
Ayrılık, artık yaşamın temel kaynaklarından bile uzaklaşma, iyiliğin bile acıya dönüşmesi halidir. Güneşin, yaşamın kaynağı olmaktan çıkıp bir “ceza gibi doğması”, tüm dünyanın anlamsızlaştığını, neşenin yok olduğunu gösterir. Şarkının en güçlü dizelerinden biri olan “Ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan” ifadesi, ayrılığın sadece bir bitiş değil, aynı zamanda daha büyük bir yok oluşa hazırlık olduğunu, ruhu yavaş yavaş tükettiğini anlatır.

Gidiş Bir Ayrılık Değil, Asıl Ayrılık Başka Bir Yerde

Şarkının ilerleyen kısımları, fiziksel ayrılığın aslında gerçek ayrılık olmadığını, daha derin bir kopuşun çok daha önce başladığını ortaya koyuyor:
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı Ben bulutları gösterirken “Bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna” Yanıt aramanla halkalanmış Aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip “Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?” dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
Bu dizeler, Şükrü Erbaş’ın “Senin Korkularını Benim İnceliğimi” şarkısında, ayrılığın bir anlık eylem değil, bir süreç olduğunu açıkça gösteriyor. Öpüşlerin ardından gelen sıradanlık, derin duygusal anlarda bile karşılıklı anlayışsızlık, büyük acılar karşısında dahi yüzeysel kaygılarla meşgul olmak… İşte gerçek ayrılık bu anlarda başlıyor. Birinin “aşkın şarabını” sunarken, diğerinin önemsiz detaylara takılması, duygusal kopuşun en trajik yansımasıdır.

Yeniden Varoluşun ve Acıyı Sanata Dönüştürmenin Yolu

Şarkının son bölümü, tüm bu acılardan sonra bir yeniden varoluş, bir direniş manifestosu niteliğinde:
Ne mi yapacağım bundan sonra? Ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce […] Senin korkularını Benim inceliğimi doldurup yüreğime Bıraktığın boşluğu yonta yonta Binlerce heykelini yapacağım
Şükrü Erbaş, “Senin Korkularını Benim İnceliğimi” ile sadece ayrılığı tanımlamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla nasıl başa çıkılacağını da işaret ediyor. Geçmişi silme, yeni bir kimlik inşa etme ve en önemlisi, yaşanan acıyı sanatsal bir yaratıma dönüştürme… “Senin korkularını benim inceliğimi doldurup yüreğime” dizesi, karşı tarafın olumsuzluklarını ve kendi hassasiyetini içselleştirerek, bu boşluğu bir yaratım alanına çevirme kararlılığını gösteriyor. Boşluğu “yonta yonta binlerce heykelini yapmak”, acıdan beslenerek, onu somut bir esere, bir varoluş biçimine dönüştürmenin en güçlü ifadesidir. Bu, bir intikam değil, bir dönüşüm, bir sanatçının ruhunun en derin katmanlarından yükselen bir haykırıştır.