
🎵 Siyam – Asla Sözleri
Asla hiç bitmez dediğin aşkın bile sonu var
Asla yıkılmaz dediğim evimden kaldı duvar
Asla yapamaz dediğim her şeyi de yaptılar
Asla artık güvenmem insanlara
Anlatsam dinleyen yok derdimden kime ne
Yaşamak mı bu ölmeden battım dibe
İnsafsız böyle yanıyorum niye
Anlat niye
Bak sensiz yaşıyorum, yaşıyorum
Ne soruyorum ne de seni arıyorum
Anladım artık sonu bu yolun
Kalbimden silindi izi onun
Asla hiç bitmez dediğin aşkın bile sonu var
Asla yıkılmaz dediğim evimden kaldı duvar
Asla yapamaz dediğim her şeyi de yaptılar
Asla artık güvenmem insanlara
Beni gömmeden öldürdün neden
Kestin attın damarı kalbime giden
Ah bu beden yandı yeter
Artık korkar oldum kendi gölgemden
Asla hiç bitmez dediğin aşkın bile sonu var
Asla yıkılmaz dediğim evimden kaldı duvar
Asla yapamaz dediğim her şeyi de yaptılar
Asla artık güvenmem insanlara
Siyam – Asla Şarkı Sözleri
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuSiyam – Asla: Yıkılan “Asla”ların Ardından Gelen Yankı
Her şarkının bir hikayesi, her sözün ise derinde saklı bir duygusu vardır. Bugün, Siyam’ın “Asla” isimli şarkısının sözlerine dalıp, bu derinliklerde ne gibi anlamlar yattığını keşfe çıkıyoruz. Siyam’ın bu şarkısı, dinleyenin ruhunda tanıdık bir sızı bırakıyor; o sızı, hayatın kaçınılmaz gerçekleriyle yüzleşmenin ve bazen en sağlam bildiğimiz temellerin bile sarsılabileceğini görmenin acısı.
Yıkılmaz Sanılanların Sonu: “Asla”nın Yenilgisi
Siyam – Asla şarkısının ilk dizeleri, dinleyiciyi doğrudan bir hayal kırıklığı ve kabulleniş atmosferine çekiyor. Şarkı, “asla” kelimesinin etrafında örülü, yıkılan inançların ve beklentilerin bir ağı gibi:
Bu sözler, zamanın ve deneyimlerin insanı nasıl değiştirdiğinin, en kesin bildiğimiz doğruların bile nasıl tersine dönebileceğinin bir kanıtı gibi. “Asla hiç bitmez dediğin aşkın bile sonu var” cümlesi, aşkın ölümsüzlüğüne duyulan inancın acımasızca yıkılışını anlatıyor. Sevginin bile bir sonu olabileceği gerçeği, belki de en büyük darbeyi vuruyor. Ardından gelen “Asla yıkılmaz dediğim evimden kaldı duvar” ifadesi, sadece fiziksel bir evi değil, aynı zamanda kişinin güvenli limanını, aidiyet hissini veya iç dünyasındaki sağlam yapıyı temsil ediyor olabilir. Bu evin tamamının değil de sadece bir “duvar”ının kalması, geride kalan acı bir hatıra, yıkımın somut bir izi olarak yankılanıyor.
“Asla yapamaz dediğim her şeyi de yaptılar” dizesi, hem düşmanların zaferini hem de kişinin kendi sınırlarının veya önyargılarının aşılmasını simgeliyor. Bu, belki de bir zamanlar imkansız görünenin gerçekleştiğini görmenin getirdiği şaşkınlık ve yenilgi hissi. Ve tüm bu yıkımların zirvesinde, “Asla artık güvenmem insanlara” cümlesi beliriyor. Bu, yaşanan tüm ihanetlerin, hayal kırıklıklarının ve yıkımların ardından gelen nihai bir savunma mekanizması, dış dünyaya karşı örülen kalın bir duvar.
Yalnızlık ve Çaresizlik Seslenişi: “Anlat Niye?”
Siyam – Asla şarkısının sonraki bölümü, bu derin hayal kırıklıklarının getirdiği yalnızlığı ve çaresizliği gözler önüne seriyor:
“Anlatsam dinleyen yok derdimden kime ne” sözleri, kişinin iç dünyasındaki fırtınayı kimseyle paylaşamamanın, anlaşılmamanın verdiği derin acıyı ifade ediyor. Bu, bir çığlık atma isteğiyle yanıp tutuşan ancak sesinin yankılanmadığını gören bir ruhun dramı. “Yaşamak mı bu ölmeden battım dibe” dizesi, fiziksel olarak hayatta olmanın, ruhsal olarak tükenmişlik ve dipsiz bir çukura batma hissiyle nasıl tezat oluşturduğunu çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Bu, canlı bir ölü gibi hissetmenin, varoluşsal bir boşluğun ifadesi. “İnsafsız böyle yanıyorum niye” ve tekrar eden “Anlat niye” ise, çekilen acının haksızlığını sorgulayan, bir açıklamaya, bir nedene duyulan umutsuz bir ihtiyaç. Bu, kaderine, hayata veya belki de acılarını yaşatan kişiye yöneltilmiş isyankar bir sorudur.
Kabulleniş ve Silinen İzler: Yeni Bir Başlangıç mı?
Siyam – Asla şarkısının ilerleyen bölümünde, acı dolu bir kabullenişin ve geçmişten kopma çabasının izlerini görüyoruz:
“Bak sensiz yaşıyorum, yaşıyorum” cümlesi, bir zamanlar varlığına bu kadar bağlı hissedilen birinden bağımsız bir yaşam kurma çabasını, hatta belki de bunu başarmış olmanın buruk gururunu yansıtıyor. “Ne soruyorum ne de seni arıyorum” dizesi, eski bağların tamamen koptuğunu, artık geçmişe dönük bir merak veya arayış içinde olunmadığını net bir şekilde belirtiyor. Bu, bir vedadır, kesin bir bitişin ilanıdır. “Anladım artık sonu bu yolun” ifadesi, ilişkinin veya belirli bir yaşam evresinin sonuna gelindiğine dair kesin bir idrakı gösterir. En vurucu ifadelerden biri ise “Kalbimden silindi izi onun” dizesidir. Bu, sadece unutmak değil, aynı zamanda geçmişin yaralarının kalpte bıraktığı izlerin, acıların silinmesi arzusunu ve belki de bu silinmenin başladığını müjdeliyor. Ancak bu silinme, çoğu zaman zorlu bir sürecin ve derin bir iç hesaplaşmanın sonucudur.
Gömülmeden Öldürülmek: İhanetin Derin Yarası
Siyam – Asla şarkısının sözleri, tekrar eden nakaratın ardından, yaşanan ihanetin ve bırakılan derin izlerin en keskin ifadelerinden birine ulaşıyor:
“Beni gömmeden öldürdün neden” dizesi, duygusal bir ölümün fiziksel bir ölümden çok daha acı verici olabileceğini vurgulayan sarsıcı bir metafor. Bu, kişinin ruhunun öldürüldüğünü, ancak bedenin hala yaşamaya zorlandığını hissetme durumu. Bir tür arafta kalma, yaşayan bir hayalet olma hali. “Kestin attın damarı kalbime giden” ifadesi, sevginin, şefkatin ve yaşama sevincinin kaynağı olan kalbe giden damarın acımasızca kesilmesiyle, kişinin duygusal olarak felç edildiğini anlatıyor. Bu, doğrudan bir ihanet, kalbi kurutma eylemidir. “Ah bu beden yandı yeter” cümlesi, çekilen acının sadece ruhsal değil, aynı zamanda fiziksel bir yanma hissiyle bedeni de tükettiğini gösteriyor. Bu, bir tükenmişlik noktasına ulaşmanın, daha fazla acıya tahammül edememenin feryadıdır. Ve son olarak, “Artık korkar oldum kendi gölgemden” dizesi, travmanın ve güvensizliğin ulaştığı en uç noktayı betimliyor. Kişi, kendi varlığından, iç dünyasından, hatta kendi gölgesinden bile korkar hale gelmiş; bu, derin bir paranoya, kimlik kaybı ve tamamen yalnızlaşma hissinin en çarpıcı ifadesidir.
Siyam – Asla, dinleyicisine “asla” denen her şeyin bir gün bitebileceğini, en sağlam temellerin bile sarsılabileceğini ve bu yıkımların insan ruhunda ne denli derin yaralar açabileceğini hatırlatan, dokunaklı ve içten bir eser.