SanatçıSezen Aksu

🎵 Sezen Aksu – İki Gözüm Sözleri
Yok mu?
Senin insafın yok mu?
Bir güler yüzün çok mu?
Dağ mısın, taş mısın?
Uzak mı?
Bu eda, bu hâl tuzak mı?
Hak mısın bana, yasak mı?
Dost musun, düşman mısın?
İki gözüm, seneler geçiyor
Gönül ektiğini biçiyor
Bi' selam lütfet, bu ne çok hasret?
Gel barışalım artık
Can özüm, bahar geldi
Dalları kiraz bastı
Yedi kat eller yakınım oldu
Gel kavuşalım artık
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuSezen Aksu’nun “İki Gözüm” Şarkısında Saklı Hasretin Derinliği
Sezen Aksu’nun eşsiz yorumuyla hayat bulan “İki Gözüm”, dinleyeni derinden sarsan bir özlem ve sitem şarkısı. Minik Serçe’nin kaleminden dökülen her kelime, yaşanmışlıkların, bekleyişlerin ve kavuşma umudunun ağırlığını omuzlarımıza yüklüyor. Bu şarkı, bir ilişkinin en kırılgan anlarından birine, sevilenin kayıtsızlığı karşısında duyulan çaresizliğe ve yine de bitmeyen umuda bir ağıt niteliğinde.
Kaybolan Merhamet ve Sorgulanan Yakınlık
Şarkı, adeta boğazda düğümlenen bir soruyla başlıyor; bir yakarış, bir isyan:
Bu dizeler, sevilenin merhametsizliğini, yüz çeviren tavrını gözler önüne seriyor. “Senin insafın yok mu?” sorusu, karşı taraftan beklenen en temel insani duygunun, şefkatin dahi esirgendiğini imliyor. Bir “güler yüzün” bile çok görülmesi, ilişkinin ne denli soğuk bir noktaya geldiğini gösterirken, “Dağ mısın, taş mısın?” benzetmesi, sevilenin duygusuzluğunu, erişilmezliğini ve katı duruşunu vurguluyor. Bu ifadeler, Sezen Aksu’nun “İki Gözüm” şarkısındaki duygu yoğunluğunu ilk andan itibaren hissettiriyor.İkinci dörtlük, bu sorgulayıcı tavrı bir adım öteye taşıyor, ilişkinin doğasını mercek altına alıyor:
Burada, sevilenin sergilediği “eda” ve “hâl”in bir “tuzak” olup olmadığı sorgulanıyor. Bu belirsizlik, ilişkinin içinde bulunduğu karmaşık durumu, bir ileri bir geri giden dinamikleri anlatıyor. “Hak mısın bana, yasak mı?” sorusu, sevginin kaderini, kavuşmanın mümkün olup olmadığını irdeleyen derin bir felsefi sorguya dönüşüyor. En can alıcı soru ise “Dost musun, düşman mısın?” oluyor; bu, sevilenin artık hangi tarafta durduğunun dahi anlaşılamadığı, güvenin zedelendiği bir noktayı işaret ediyor. Sezen Aksu, “İki Gözüm” ile bu ikilemi ustaca işliyor.Zamanın Akışı ve Hasretin Yükü
Şarkının nakaratı, zamanın acımasız akışını ve bu süreçte yaşananları özetliyor. “İki Gözüm” hitabıyla başlayan bu kısım, can yakıcı bir samimiyet taşıyor:
“Seneler geçiyor” ifadesi, bekleyişin uzunluğunu, zamanın yıpratıcı etkisini vurguluyor. “Gönül ektiğini biçiyor” dizesi ise, yaşananların, verilen emeklerin ve çekilen acıların bir muhasebesi gibi. Belki de sevilenin kayıtsızlığının acısını çeken gönlün, kendi ektiği umut tohumlarının karşılığını alamamasının hüznünü anlatıyor. Tüm bu yorgunluğun ardından gelen “Bi’ selam lütfet, bu ne çok hasret?” yakarışı, küçücük bir işaretle bile yetinmeye razı olan bir kalbin çaresizliğini gösteriyor. “Gel barışalım artık” ise, tüm kırgınlıklara rağmen tükenmeyen barışma arzusunun, ilişkinin kurtarılmasına yönelik son bir çağrının ifadesi. “İki Gözüm” şarkısı, bu nakaratla dinleyicinin kalbinde derin bir yer ediniyor.Baharın Gelişi ve Kavuşma Umudu
Nakaratın ikinci bölümü, doğanın uyanışıyla kişisel duygusal durumu tezat oluşturarak daha da dokunaklı bir hal alıyor:
“Can özüm” hitabı, sevilenin ne denli değerli ve içselleştirilmiş olduğunu gösteriyor. “Bahar geldi / Dalları kiraz bastı” imgeleri, doğanın yenilendiğini, hayatın tazelendiğini anlatırken, bu tazeliğin ortasında dahi kişinin kendi hasretinin değişmediğini vurguluyor. Kiraz çiçekleri, umudu ve güzelliği temsil ederken, bu güzellikler içinde bile ayrılığın acısı devam ediyor. “Yedi kat eller yakınım oldu” dizesi, belki de şarkının en can yakıcı noktalarından biri. Bu ifade, yabancıların, uzak duranların bile kendilerine yakın hissettirildiği bir dünyada, asıl sevilenin ne denli uzak kaldığını, ne denli yabancılaştığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu acı itiraftan sonra gelen “Gel kavuşalım artık” çağrısı, baharın getirdiği yenilenme ruhuyla birleşen, umudun son ışığıdır. Sezen Aksu’nun “İki Gözüm” eseri, bu dizelerle hem evrensel bir hasret hikayesi anlatıyor hem de kişisel bir dramın derinliklerine iniyor.