Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm Şarkı Sözleri ve Yorumları

🎤 Fırat Türkmen 🕒 15 Oca 2026
Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm video

🎵 Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm Sözleri

Ağlaya ağlaya yollara düştüm
Şükür olsun muradıma kavuştum,
Medine göründü yandım tutuştum,
Ölüm ver Allah'ım verme ayrılık.

Yeşil kubbe görününce gözüme
Boynum büküp elim koydum dizime,
Uyandım ki su serperler yüzüme,
Aklımı başımdan aldı ayrılık.

Ferhat gibi canım yandı kavruldum,
Şirin gibi ciğerimden vuruldum
İstemeden Medine'den ayrıldım.
Bir derdimi yüz bin ettin ayrılık

Kafileyle vardım gözleri yaşlı
Ellerimi açtım Mevla’ya karşı
Zemzeminden içtim Kabe’ye karşı
Ölüm ver Allah'ım verme ayrılık.

Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm Sözleri

Editörün Şarkı Sözü Yorumu

✍️ Editör Yorumu

Fırat Türkmen – Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm: Bir Ruhsal Yolculuğun Derin Yankıları

Kimi zaman bir ilahi, sadece melodisiyle değil, taşıdığı sözlerle de ruhumuza işler. Fırat Türkmen’in seslendirdiği “Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm” ilahisi de tam olarak böyle bir eser. Bu sözler, kutsal bir yolculuğun hem fiziksel meşakkatini hem de ruhsal coşkusunu, ardından gelen ayrılığın tarifsiz acısını öyle samimi bir dille anlatıyor ki, dinleyenin yüreğine dokunuyor.

Yollara Düşüş ve Kavuşmanın Ateşi

İlahinin ilk dizesi, bizi doğrudan bir yolculuğun başlangıcına götürüyor; ancak bu, sıradan bir seyahat değil, gözyaşlarıyla mühürlenmiş, derin bir özlemle yoğrulmuş bir gidiş:

Ağlaya ağlaya yollara düştüm
Şükür olsun muradıma kavuştum,
Medine göründü yandım tutuştum,
Ölüm ver Allah’ım verme ayrılık.

Buradaki “ağlaya ağlaya yollara düştüm” ifadesi, sadece fiziksel bir hareketi değil, aynı zamanda içsel bir arayışı, bir teslimiyeti ve belki de günahlardan arınma niyetini barındırıyor. Yola çıkışın kendisi bile gözyaşlarıyla dolu. Ancak bu hüzün, Medine’nin ufukta belirmesiyle yerini tarifsiz bir sevince, bir yanıp tutuşmaya bırakıyor. “Medine göründü yandım tutuştum” dizesi, bir âşığın maşukuna kavuştuğu andaki heyecanı, kalpte uyanan ilahi aşk ateşini öyle güçlü bir şekilde betimliyor ki, o anın kutsallığı ve yoğunluğu adeta hissediliyor. Bu coşku, öyle bir zirveye ulaşıyor ki, son dizede bir dilek olarak tezahür ediyor: “Ölüm ver Allah’ım verme ayrılık.” Bu, kavuşulan anın ne denli değerli ve ayrılığın ne kadar dayanılmaz bir imtihan olduğunu gösteren çarpıcı bir ifade. Fırat Türkmen’in bu ilahisinde, kavuşmanın getirdiği huzur, ayrılık düşüncesinin önünde adeta bir set oluşturuyor.

Rüya Gibi Bir An ve Acı Uyanış

İlahinin ikinci bölümü, bu kutsal deneyimin daha da derinlerine iniyor ve ayrılığın kaçınılmazlığını vurguluyor:

Yeşil kubbe görününce gözüme
Boynum büküp elim koydum dizime,
Uyandım ki su serperler yüzüme,
Aklımı başımdan aldı ayrılık.

“Yeşil kubbe görününce gözüme” dizesi, Hz. Muhammed’in kabrinin bulunduğu o mübarek makamın görülmesiyle yaşanan huşuyu, saygıyı ve teslimiyeti anlatıyor. “Boynum büküp elim koydum dizime” ifadesi, insanın acziyetini, tevazuunu ve o anki derin içtenliğini fiziksel bir jestle yansıtıyor. Bu an, adeta bir rüya, bir vecd hali gibi. Ancak bu kutsal anlar, “Uyandım ki su serperler yüzüme” dizesiyle acı bir gerçekliğe dönüşüyor. Yüzüne serpilen su, bu rüya gibi andan uyanışı, dünyevi gerçeklere geri dönüşü simgeliyor. Ve bu uyanışla birlikte gelen ayrılık, o kadar yıkıcı ki, “Aklımı başımdan aldı ayrılık” diyerek, insanın muhakemesini, dinginliğini elinden aldığını dile getiriyor. Fırat Türkmen’in “Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm” eserinde, bu geçişin ruh üzerindeki etkisi derinden hissediliyor.

Ayrılığın Ferhat ve Şirin’i

Ayrılığın acısı, kadim aşk hikayeleriyle pekiştirilerek daha da evrensel bir boyut kazanıyor:

Ferhat gibi canım yandı kavruldum,
Şirin gibi ciğerimden vuruldum
İstemeden Medine’den ayrıldım.
Bir derdimi yüz bin ettin ayrılık

“Ferhat gibi canım yandı kavruldum, Şirin gibi ciğerimden vuruldum” benzetmeleri, ayrılık acısının ne denli yakıcı ve derin olduğunu anlatmak için kullanılmış. Ferhat’ın aşkı uğruna dağları delmesi, Şirin’in yaşadığı derin acı, bu kutsal mekandan ayrılığın yol açtığı ıstırabı en üst seviyede ifade ediyor. Ayrılık, burada sadece bir mesafe değil, ruhu derinden yaralayan, canı yakan bir his olarak karşımıza çıkıyor. “İstemeden Medine’den ayrıldım” ifadesi, bu ayrılığın irade dışı olduğunu, bir mecburiyet sonucu yaşandığını vurguluyor. Ve en sonunda, “Bir derdimi yüz bin ettin ayrılık” dizesiyle, ayrılığın mevcut tüm dertleri katlayarak, onları dayanılmaz bir boyuta taşıdığı dile getiriliyor. Bu dizeler, Fırat Türkmen’in “Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm” ilahisinde ayrılığın yıkıcı gücünü edebi bir dille gözler önüne seriyor.

Gözyaşları ve Zemzemle Gelen Teselli

Yolculuğun son bölümü, tekrar bir toplulukla yapılan dönüşü ve bu dönüşteki duygusal yoğunluğu anlatıyor:

Kafileyle vardım gözleri yaşlı
Ellerimi açtım Mevla’ya karşı
Zemzeminden içtim Kabe’ye karşı
Ölüm ver Allah’ım verme ayrılık.

“Kafileyle vardım gözleri yaşlı” dizesi, dönüş yolculuğunun da gidiş kadar, belki de ayrılık acısıyla daha da fazla, gözyaşlarıyla dolu olduğunu gösteriyor. Bu gözyaşları, hem ayrılığın hüznünü hem de geride bırakılan kutsal topraklara duyulan özlemi taşıyor. “Ellerimi açtım Mevla’ya karşı” ifadesi, bu zorlu anda tek sığınağın Allah olduğunu, tüm dertlerin ve özlemlerin O’na arz edildiğini belirtiyor. “Zemzeminden içtim Kabe’ye karşı” dizesi, kutsal Zemzem suyunun şifa ve teselli kaynağı olduğunu, Kabe’nin varlığının ise imanı pekiştirdiğini gösteriyor. Bu eylemler, ayrılığın getirdiği acıya karşı bir direniş, bir güç bulma çabasıdır. Ve ilahinin başında olduğu gibi, kapanışta da aynı dua yankılanır: “Ölüm ver Allah’ım verme ayrılık.” Bu tekrar, ayrılığın insan ruhu üzerindeki derin ve kalıcı etkisini, bu ilahi aşkın ne denli güçlü olduğunu ve Fırat Türkmen’in “Ağlaya Ağlaya Yollara Düştüm” eserinin temel mesajını bir kez daha vurguluyor. Bu ilahi, inançla yoğrulmuş bir sevdanın, kavuşma kadar ayrılığı da ne denli derin yaşadığını samimi bir dille aktaran, ruhani bir başyapıt.