SanatçıErol Parlak

🎵 Erol Parlak – Selanik Türküsü (Çalın Davulları) Sözleri
Çalın davulları çaydan aşağıya aman aman
Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya
Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya
Suyumu da dökün boydan aşağıya aman aman
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver
Selanik Selanik viran olasın aman aman
Taşını topracığını seller alasın
Taşını topracığını seller alasın
Oda benim gibi yarsız kalası aman aman
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuErol Parlak’ın Yürek Burkan Sesiyle Selanik Türküsü (Çalın Davulları): Bir Veda ve İsyanın Şarkısı
Müzik, bazen en derin acıları, en çaresiz yakarışları öyle bir dille anlatır ki, dinleyici kendini o hikayenin tam ortasında bulur. Erol Parlak’ın usta yorumuyla hayat bulan **Selanik Türküsü (Çalın Davulları)** da işte tam böyle bir eser. Bu türkü, sadece bir coğrafyanın ağıtı değil, aynı zamanda aşkın ve ölümün çetin dansını anlatan, zamansız bir insanlık dramıdır. Sözlerin her bir dizesi, dinleyenin ruhunda yankılanan bir çığlık, bir özlem ve bir isyan barındırır.Ölüme Davet ve Aşkın Çaresizliği
Türkü, davulların sesiyle değil, adeta bir vedanın davetiyle açılıyor. İlk dizeler, kahramanın kendi sonunu kabullenişini ve hatta hızlandırma arzusunu gözler önüne seriyor: Burada davullar, bir düğün ya da şenlik habercisi olmaktan çok, bir cenaze alayının, bir veda töreninin habercisi gibidir. “Çaydan aşağıya” ifadesi, bir nehrin akışıyla birlikte hayatın da sona doğru aktığını, belki de bir akarsu kenarına, hayatın ve ölümün kesiştiği bir noktaya gömülme arzusunu fısıldar. “Belden aşağıya” kazılacak mezar ise, belki de bedenin ruhsuzluğuna yapılan bir vurgu, dünyevi zevklerden kopuşun bir sembolüdür. Bu dizeler, Erol Parlak’ın yorumladığı **Selanik Türküsü (Çalın Davulları)**’nda, kahramanın yaşadığı acının büyüklüğünü ve ölümü bir kurtuluş olarak görme eğilimini açıkça ortaya koyar. Ardından gelen dize, bu son vedanın ritüelini tamamlar: Bu, ölüme hazırlığın, bedenin toprağa teslim edilmeden önceki son arınmasının ifadesidir. Ancak bu kabullenişin hemen ardından, asıl acının kaynağı ve türküye yön veren o güçlü yakarış gelir: Bu kısım, **Erol Parlak – Selanik Türküsü (Çalın Davulları)**’nın en vurucu noktalarından biridir. Kahraman, ölümle bir pazarlık içindedir. Ölüm, ona göre “zalimdir”, çünkü onu canından çok seven bir sevdadan ayırmıştır. Üç gün ara istemek, belki de son bir kez sevgiliyi görme, veda etme ya da sadece bu acıya dayanmak için biraz zaman dilenme arzusudur. Ancak asıl dilek, “Al başımdan bu sevdayı götür yare ver” cümlesinde saklıdır. Bu, aşkın ağırlığının dayanılmaz boyutlara ulaştığını, kahramanın bu yükü daha fazla taşıyamadığını ve bu sevdanın kendisinden alınıp, belki de acının kaynağı olan sevgiliye geri verilmesini istediğini gösterir. Bu, aynı zamanda sevginin bir lanet haline geldiği, kurtuluşun ancak ondan arınmakla mümkün olabileceği bir ruh halinin yansımasıdır.Bir Coğrafyaya Yönelen Lanet: Selanik’in Viranlığı
Türkünün ikinci bölümü, acının coğrafyaya yöneldiği, kişisel kederin bir şehre lanet olarak yansıdığı anlardır: Selanik, burada sadece bir şehir değil, kaybedilen aşkın, yaşanmış hatıraların, belki de ayrılığın yaşandığı yerin bir sembolüdür. Kahraman, kendi içindeki yıkımı, bu şehre de diler. “Viran olasın”, “taşını toprağını seller alasın” ifadeleri, sadece bir öfke patlaması değil, aynı zamanda o şehirle birlikte anıların da, acının da yok olmasını dileme arzusudur. Bu, derin bir çaresizliğin, acı veren her şeyi silip süpürme isteğinin dışavurumudur. **Erol Parlak Selanik Türküsü (Çalın Davulları)**, bu dizelerde bir yandan coğrafi bir gönderme yaparken, diğer yandan evrensel bir acının mekansal yansımasını işler. Bu lanet, kişisel acıyla daha da derinleşir: Burada, şehirle bir özdeşleşme, bir empati ve aynı zamanda bir intikam duygusu vardır. Şehrin de kendisi gibi “yarsız kalması” dileği, kahramanın yaşadığı yalnızlığı ve terk edilmişlik hissini ne kadar derinden yaşadığını gösterir. Bu, kendi acısını başkalarına da yaşatma isteği değil, acının evrenselleştiği, herkesin bu çaresizliği tatmasını arzulayan bir yakarıştır. Türkü, tekrar aynı yakarışla, aynı çaresizlikle son bulur: Bu tekrarlar, kahramanın yaşadığı acının döngüsel olduğunu, bu sevda yükünden kurtulma arzusunun sürekli ve değişmez bir yakarış olduğunu vurgular. Erol Parlak’ın yorumladığı **Selanik Türküsü (Çalın Davulları)**, bu tekrarlarla dinleyicinin zihnine işleyen, unutulmaz bir hüzün tablosu çizer. Bu, bir türküden çok, bir ruhun feryadı, aşkın ve ölümün çetin sınavında kaybolan bir kalbin son sözleridir.