
🎵 Ender Balkır – Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna Sözleri
Hüseynik'ten çıktım şeher yoluna
Can ağrısı tesir etti koluma
Yaradanım merhamet et kuluna
Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne
Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne
Lütfü gelsin telgrafın başına
Bir tel çeksin Musul'da gardaşıma
Bu gençlikte neler geldi başıma
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne
Yavru yavru bu ne denge, bu ne denge
Oğul sesin aldım bu neden?
Oğulun senin başın gözünü ey
Oğul ben o zaman ne'dem?
Di gel, beni sanam ne'dem?
Telgrafın direkleri sayılmaz
Atik hanım baygın düşmüş ayılmaz
Böyle canlar teneşire koyulmaz
Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne
Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuMerhaba müzik tutkunları ve derin sözlerin peşine düşenler!
Ender Balkır – Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna: Bir Ağıdın Yankıları
Anadolu’nun kadim topraklarından yükselen her ses, kendi içinde bir hikaye, bir acı ve bir özlem taşır. Ender Balkır’ın “Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna” eseri de tam olarak böyle bir mirasın günümüzdeki güçlü temsilcilerinden. Bu türküyü dinlerken sadece melodilerin değil, her bir kelimenin ruhumuza işlediğini hissederiz. Gelin, bu derinlikli sözlerin ardındaki anlamlara birlikte yolculuk edelim.
Yüreğe Düşen Bir Yolculuk: İlk Dizelerin Hüzünlü Başlangıcı
Şarkı, dinleyiciyi doğrudan bir yolculuğun ve bu yolculukla birlikte gelen ağır bir hissin içine çekiyor:
“Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna” dizesi, sadece coğrafi bir hareketi değil, aynı zamanda kaderin getirdiği bir mecburiyeti de fısıldar. Bu yolculuk, sıradan bir seyahat değil; aksine, “Can ağrısı tesir etti koluma” ifadesiyle bedensel bir yorgunluğun ötesinde, ruha işlemiş derin bir kederin fiziksel bir yansımasıdır. Dinleyicinin zihninde, bu acının kaynağına dair sorular belirir. Belki bir yaralanma, belki de içsel bir yükün ağırlığıdır bu. Ardından gelen “Yaradanım merhamet et kuluna” yakarışı, çaresizliğin ve ilahi bir teselli arayışının en saf halidir. Ender Balkır, bu dizelerle genç yaşta karşılaşılan talihsizliklere ve feleğin acımasızlığına bir isyanı dile getiriyor: “Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme / Bilmem şu feleğin bana cevri ne.” Bu tekrar eden nakarat, gençliğin baharında yaşanan kayıplara duyulan büyük üzüntüyü ve kaderin neden bu kadar zalim olduğunu anlama çabasını vurgular. “Ender Balkır – Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna” türküsü, bu ilk bölümde dinleyicisine derin bir melankoli aşılar.
Uzaklara Uzanan Bir Hasret ve Çaresizlik Çağrısı
İkinci dörtlük, acının kişisel boyutunu genişleterek, uzaklardaki bir yakına ulaşma arzusunu ortaya koyar:
“Lütfü gelsin telgrafın başına / Bir tel çeksin Musul’da gardaşıma” dizeleri, dönemin iletişim imkanlarını gözler önüne sererken, aynı zamanda çaresiz bir yardım çağrısını veya en azından bir haberleşme arzusunu ifade eder. Musul’daki gardaş, belki de tek umut, tek sığınaktır. Anlatıcının genç yaşında yaşadığı zorluklar, “Bu gençlikte neler geldi başıma” dizesiyle vurgulanır. Bu, sadece bir şikayet değil, aynı zamanda yaşanmışlıkların ağırlığını, feleğin vurduğu darbelerin izlerini taşıyan bir serzeniştir. Ender Balkır’ın yorumladığı “Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna” türküsü, bu bölümde bireysel acının coğrafi uzaklıklarla birleştiği, bir nevi gurbet acısını da barındıran derin bir hissiyatı işler. Nakaratın tekrarı, bu acının ne denli kalıcı ve belirleyici olduğunu pekiştirir.
Bir Annenin İç Çekişi ve Kaderin Ağır Yükü
Üçüncü bölüm, beklenmedik bir duygu değişimini ve farklı bir perspektifi sunar:
“Yavru yavru bu ne denge, bu ne denge” dizeleri, bir annenin veya çocuğuna düşkün bir yakının şaşkınlığını, hatta çaresizliğini dile getirir. Duyulan “Oğul sesin aldım bu neden?” sorusu, bir evladın çektiği acının veya düştüğü durumun kalbinde yarattığı derin etkiyi gösterir. “Oğulun senin başın gözünü ey” ifadesi, evladına yönelik bir uyarı, bir nasihat ya da onun yaşadığı zorluklara karşı duyulan endişenin bir dışavurumu olabilir. “Oğul ben o zaman ne’dem? / Di gel, beni sanam ne’dem?” soruları ise, evladının derdine çare bulamayan bir ebeveynin veya sevenin hissettiği o korkunç çaresizliği ve acıyı yüreklere kazır. Bu bölüm, “Ender Balkır – Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna” türküsüne evrensel bir anne-evlat acısı boyutunu katar, dinleyicinin duygusal bağını daha da güçlendirir.
Kaçınılmaz Son ve Kabullenemeyen Bir Yürek
Şarkının son bölümü, acı gerçeği ve kabullenemeyen bir ruh halini resmeder:
“Telgrafın direkleri sayılmaz” dizesi, belki de gelen kötü haberlerin çokluğunu ya da ulaşılması gereken mesafelerin sonsuzluğunu imgeler. “Atik hanım baygın düşmüş ayılmaz” ifadesiyle, belirgin bir karakterin trajik durumu ortaya konur. Atik Hanım’ın baygınlığı ve ayılmaması, bir ölümün ya da büyük bir kaybın habercisidir. Ancak en dokunaklı kısım “Böyle canlar teneşire koyulmaz” dizesidir. Bu, kaybedilen canın ne denli değerli, ne denli genç ve yaşam dolu olduğunu, bu ölümün ne kadar haksız ve zamansız olduğunu haykıran bir isyandır. Bir yakarış, bir kabullenemeyiş vardır bu sözlerde. Ender Balkır’ın “Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna” eserinde, bu son bölüm, genç yaşta yitirilen bir hayata duyulan derin acıyı, feleğin merhametsizliğini ve bu kaybın yarattığı onarılamaz boşluğu en çarpıcı şekilde özetler. Tekrar eden nakarat, bu acının türkünün temel motifini oluşturduğunu bir kez daha hatırlatır.
Ender Balkır’ın “Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna” türküsü, sadece bir ağıt değil, aynı zamanda Anadolu insanının kader karşısındaki duruşunu, acılarını, isyanlarını ve tevekkülünü yansıtan güçlü bir edebi metindir. Her dinleyişte farklı bir duygu uyandıran bu eser, genç ömrün kıymetini ve feleğin cilvelerini sorgulatır.