
🎵 Belkıs Akkale – Dağlar Seni Delik Delik Delerim Sözleri
Dağlar seni delik delik delerim, delerim
Kalbur alır toprağını elerim aman aman
Elerim aman aman, dumanlı dağlar
Kalbur alır toprağını elerim aman aman
Elerim aman aman, dumanlı dağlar
Sen bir kara koyun ben de bir kuzu, bir kuzu
Sen döndükçe ardın sıra melerim aman aman
Melerim aman aman, dumanlı dağlar
Sen döndükçe ardın sıra melerim aman aman
Melerim aman aman, dumanlı dağlar
Dağlar senin ne karanlık ardın var, ardın var
Lale sümbül boynun eğmiş derdin var aman aman
Derdin var aman aman, dumanlı dağlar
Lale sümbül boynun eğmiş derdin var aman aman
Derdin var aman aman, dumanlı dağlar
El alemin vatanı var yurdu var yurdu var, yurdu var
Benim yurtsuz kalışıma nedeyim aman aman
Nedeyim aman aman, dumanlı dağlar
Gurbet elde kalışıma nedeyim aman aman
Nedeyim aman aman, dumanlı dağlar
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuDağlara Yönelen İsyan ve Çaresizlik
Şarkının ilk dizeleri, dinleyeni hemen bir meydan okumanın ve aynı zamanda bir çaresizliğin ortasına bırakır. Burada “Dağlar seni delik delik delerim” ifadesi, sadece fiziksel bir eylemi değil, aynı zamanda içsel bir isyanı ve öfkeyi temsil eder. Dağlar, genellikle aşılmaz engelleri, kaderi veya zorlukları simgeler. Şarkının öznesi, bu engelleri aşmak, onları parçalamak, hatta yok etmek istercesine bir kararlılık içindedir. “Kalbur alır toprağını elerim” dizesi ise bu isyanın bir adım ötesidir. Toprağı elemek, genellikle bir şeyin özünü aramak, gerçekleri ortaya çıkarmak ya da biriken dertleri ayıklamak anlamında kullanılabilir. Bu, aynı zamanda kaybedilen bir şeyi bulma, geçmişi sorgulama veya birikmiş acıları temizleme arzusunu da ifade edebilir. “Dumanlı dağlar” ifadesi ise bu zorlu ve belirsiz ortamın atmosferini güçlendirir; sisli, karmaşık ve hüzünlü bir ruh halini betimler. Belkıs Akkale’nin bu dizeleri okurkenki sesi, bu meydan okumanın ve aynı zamanda yorgunluğun altını çizer.Kuzu ve Koyun Metaforu: Bağlılık ve Ayrılık
Şarkının ikinci bölümü, lirik derinliğini bir başka güçlü metaforla artırır. “Sen bir kara koyun ben de bir kuzu” benzetmesi, derin bir bağımlılık, aidiyet ve belki de ayrılık acısını anlatır. Kara koyun, burada bir ana figürü, bir yurdu veya kaybedilen bir şeyi temsil edebilir. Kuzu ise savunmasızlığı, masumiyeti ve sürekli annesinin peşinden giden, ona muhtaç olan bir varlığı simgeler. “Sen döndükçe ardın sıra melerim” dizesi, bu ayrılığın getirdiği özlemi, çaresiz yakarışı ve sürekli arayışı gözler önüne serer. Melmek, hayvanların acı veya özlemle çıkardığı sestir; burada insan ruhunun feryadına dönüşmüştür. Bu bölüm, “Dağlar Seni Delik Delik Delerim” türküsünün sadece fiziksel zorluklara değil, duygusal boşluklara da değindiğini gösterir.Doğanın Hüzne Ortaklığı ve Yersiz Yurtsuzluk
Üçüncü kıta, doğanın da bu hüzne ortak olduğunu, dördüncü kıta ise bu hüznün temel nedenini açığa vurur. “Dağlar senin ne karanlık ardın var” dizesi, dağların sadece fiziki bir engel değil, aynı zamanda gizemli, belki de acı dolu sırlar barındıran bir varlık olduğunu ima eder. “Lale sümbül boynun eğmiş derdin var” ifadesi, doğanın bile bu acıya ortak olduğunu, çiçeklerin dahi hüzünle boyun büktüğünü anlatır. Bu, şairane bir abartıdan öte, içselleşmiş bir kederin dış dünyaya yansımasıdır. Ancak asıl vurucu kısım son kıtada belirginleşir: “El alemin vatanı var yurdu var / Benim yurtsuz kalışıma nedeyim”. Bu dizeler, şarkının tüm o isyanının, arayışının ve hüznünün temelinde yatan nedeni açıkça ortaya koyar: yurtsuzluk, aidiyetsizlik ve gurbet acısı. “Gurbet elde kalışıma nedeyim” ifadesi, bu durum karşısında duyulan derin çaresizliği ve kabullenemeyişi dile getirir. Belkıs Akkale’nin “Dağlar Seni Delik Delik Delerim” yorumu, bu duyguyu dinleyicisine iliklerine kadar hissettirir. Bu, sadece bir yer kaybı değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyet kaybının da acısıdır. Dumanlı dağlar, bu yurtsuz kalışın ve gurbet yalnızlığının sessiz tanıkları olarak şarkı boyunca bu derin hüznü besler. Bu şarkı, Anadolu’nun ruhunu, gurbet acısını, doğayla iç içe geçmiş insan psikolojisini ve aidiyet arayışını o kadar güçlü bir şekilde anlatır ki, dinleyeni kendi iç dünyasında derin sorgulamalara yöneltir. Belkıs Akkale’nin bu esere kattığı duygu ve yorum, onu zamanın ötesine taşıyan bir başyapıt haline getirmiştir.