SanatçıAysun Gültekin

🎵 Aysun Gültekin – Eledim Eledim Sözleri
Eledim eledim, höllük eledim
Aynalı beşikte canan bebek beledim
Aynalı beşikte canan bebek beledim
Büyüttüm besledim, asker eyledim
Gitti de gelmedi canan, buna ne çare?
Yandı ciğerim canan, buna ne çare?
Gitti de gelmedi canan, buna ne çare?
Yandı ciğerim canan, buna ne çare?
Bir güzel simadır aklımı alan
Aşkın ateşini canan serime saran
Aşkın ateşini canan serime saran
Bizi kınamasın ehli dil olan
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuAnadolu coğrafyasının en derin hislerini, en saf acılarını ve en içten sevdalarını notalara döken türkü geleneğimizin nadide örneklerinden biri olan “Eledim Eledim”, Aysun Gültekin’in eşsiz yorumuyla dinleyiciye ulaşır. Bu kadim eser, sadece bir melodi değil, aynı zamanda bir yaşam döngüsünün, bir annenin veya bir sevenin yaşadığı fedakarlığın, umudun ve nihayetinde ayrılığın dokunaklı bir hikayesidir. Şimdi, Aysun Gültekin’in sesindeki o büyülü hüznün izini sürerek, “Eledim Eledim” türküsünün her bir dizesinde gizli anlamları keşfedelim.
Bir Annenin Fedakarlığı ve Geleceğe Yönelik Kaygıları
“Eledim Eledim” türküsünün ilk bölümü, bir evlada duyulan tarifsiz sevginin ve onun için gösterilen bitmek bilmeyen çabanın en saf halini anlatır. Aysun Gültekin’in güçlü ve içten sesiyle dinlediğimiz bu dizeler, adeta bir zaman tünelinden geçerek geçmişe, bir bebeğin büyütülme sürecine götürür bizi:
“Eledim eledim, höllük eledim” ifadesi, bir annenin ya da bakıcının, bebeği için gösterdiği özeni ve titizliği simgeler. “Höllük”, bebeklerin altı için kullanılan özel toprağı ifade eder ki bu, en temel, en saf ve en doğal bakımı temsil eder. Bu dize, bir hayatı büyütme sürecinin ne denli meşakkatli ama bir o kadar da sevgi dolu olduğunu anlatır. “Aynalı beşikte canan bebek beledim” dizesi ise, sadece fiziksel bir bakım değil, aynı zamanda o bebeğe duyulan tarifsiz aşkı ve değeri vurgular. “Canan” kelimesi burada sevgili, gözbebeği, en değerli varlık anlamında kullanılarak, evladın kalpteki yerini pekiştirir. Onu büyütüp besledikten sonra “asker eyledim” demesi, bir yandan gururun, diğer yandan ise ayrılık ve belirsizliğin kapısını aralar. Toplumsal bir görev olan askerlik, aynı zamanda bir ayrılığın ve potansiyel bir yitirişin de habercisidir. Aysun Gültekin’in “Eledim Eledim” yorumunda, bu ilk bölümdeki şefkat ve geleceğe dair kaygılar adeta iç içe geçer, dinleyicinin yüreğine işler.
Hasretin Yakıcı Ateşi ve Çaresiz Bir Bekleyiş
Şarkının kalbine oturan, en can alıcı bölümü ise ayrılık ve çaresizlik temasıdır. “Aysun Gültekin – Eledim Eledim” türküsünün bu kısmında, bekleyişin ve özlemin derin acısı hissedilir, dinleyenin yüreği dağlanır:
“Gitti de gelmedi canan” ifadesi, umutsuz bir bekleyişin, belki de bir yitirişin sessiz çığlığıdır. Asker eylediği evladının geri dönmemesi, anlatıcının yüreğinde derin bir yara açar. Bu durum, Anadolu’da sıkça yaşanan evlat acısının, gurbet hasretinin en çarpıcı resimlerinden biridir. “Buna ne çare?” sorusu, sadece bir soru değil, aynı zamanda kader karşısındaki teslimiyetin ve çaresizliğin dışavurumudur. Yapılabilecek hiçbir şeyin olmaması, acıyı daha da derinleştirir. “Yandı ciğerim” tabiri ise, Anadolu’nun derin acıyı ifade etme biçimlerinden biridir; fiziksel bir yanmadan öte, ruhun ve kalbin paramparça oluşunu, dayanılmaz bir kederi anlatır. Bu dize, acının sadece zihinsel değil, aynı zamanda bedensel bir deneyim olduğunu vurgular. Aysun Gültekin’in bu dizeleri seslendirirkenki tonu, bu içten yanışın şiddetini dinleyiciye birebir aktarır ve “Eledim Eledim” türküsünü zamansız bir ağıda dönüştürür.
Aşkın ve Sevginin Derinliği Karşısında Toplumsal Bakış
Şarkının son bölümü, bu derin sevginin ve acının kaynağını açıklarken, aynı zamanda dışarıdan gelecek eleştirilere karşı bir savunma içerir. “Aysun Gültekin – Eledim Eledim”in bu son kısmı, aşkın ve hasretin evrenselliğini vurgular:
“Bir güzel simadır aklımı alan” dizesi, bu derin sevginin, bu bitmeyen hasretin kaynağını, yani “canan”ın güzelliğini ve çekiciliğini işaret eder. Bu güzellik, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir cazibe de olabilir; bir evladın masumiyeti, bir sevgilinin eşsizliği. “Aşkın ateşini canan serime saran” ifadesi, duyulan sevginin ne denli yakıcı ve kuşatıcı olduğunu anlatır. Bu aşk, sadece kalbi değil, tüm benliği, “seri” yani başı, aklı da etkisi altına almıştır. Bu, aşkın ve hasretin insanı tamamen ele geçiren gücünü gösterir. Son dize olan “Bizi kınamasın ehli dil olan”, bu derin sevgi ve hasretin, dışarıdan yargılanmaması gerektiğini belirtir. “Ehli dil olan” yani sözden anlayan, gönül işlerinden haberdar olan kişilerin, bu denli yoğun bir duyguyu yadırgamaması, hatta anlaması beklenir. Bu dize, sevginin ve acının evrensel ve kişisel bir deneyim olduğunu, dışarıdan yargılanamayacağını vurgular. Aysun Gültekin’in “Eledim Eledim” yorumu, bu son bölümde dahi, aşkın ve acının kutsallığını, yargılanamazlığını vurgularcasına yankılanır.
Aysun Gültekin’in “Eledim Eledim” yorumu, işte bu derin duygusal katmanları, fedakarlığı, bekleyişi ve nihayetinde aşkın yargılanamazlığını bir araya getiren, dinleyenin yüreğinde iz bırakan bir başyapıttır. Bu türkü, sadece bir ağıt değil, aynı zamanda insan ruhunun en saf ve en güçlü hallerinden birinin müziğe dökülmüş halidir. “Eledim Eledim”in her dinlenişinde, Anadolu’nun kadim acıları ve sevdaları yeniden canlanır.