SanatçıAli Ercan

🎵 Ali Ercan – Medine’ye Varamadım Sözleri
Medine’ye varamadım,
Gül kokusu alamadım,
Ben resule doyamadım,
Yaralıyım, yaralıyım.
Kabe’nin örtüsü kara,
Açtı yüreğime yara,
Bulunmaz derdime çare,
Yaralıyım, yaralıyım.
Rabbim nasib eyle, ne var
Hasreti kalbimi dağlar,
İki gözüm durmaz ağlar,
Yaralıyım, yaralıyım.
Resulu görebilseydim,
Derdimi söyleseyidim,
Gam çekmezdim ölseyidim.
Yaralıyım, yaralıyım.
Kabenin o siyah taşı,
Akıttım gözümden yaşı,
Bulunmaz resulün eşi,
Yaralıyım, yaralıyım.
Her an resulü özlerim,
Bu yüzden gülmez gözlerim,
Açık gider şu gözlerim,
Yaralıyım, yaralıyım.
Bu arzumu Muhammed’e,
Hacılar söyler Ahmed’e,
Çağırsın şu fakiri de,
Yaralıyım, yaralıyım.
Editörün Şarkı Sözü Yorumu
✍️ Editör YorumuKavuşamamanın Acısı ve Gül Kokusu Hasreti
Şarkının açılış dizeleri, kavuşamamanın getirdiği çaresizliği ve derin özlemi doğrudan hissettirir: Ali Ercan, “Medine’ye Varamadım” derken, sadece coğrafi bir mesafeden değil, aynı zamanda manevi bir uzaklıktan da bahseder. Medine, Hz. Peygamber’in şehri olarak, manevi huzurun, aşkın ve arınmanın sembolüdür. Oraya varamamak, bu huzura erişememek demektir. “Gül kokusu alamadım” ifadesi, Hz. Peygamber’in bereketi, maneviyatı ve güzelliğiyle özdeşleşen kokusuna duyulan hasreti dile getirir. Bu koku, ilahi aşkın ve peygamber sevgisinin somutlaşmış halidir. “Ben Resule doyamadım” cümlesi ise, bu sevginin doyulmazlığını, sürekli bir açlık ve özlem içinde olduğunu vurgular. Tekrar eden “Yaralıyım, yaralıyım” feryadı, bu kavuşamamanın, bu doyumsuzluğun ruhta açtığı derin ve sürekli kanayan yarayı anlatır. Ali Ercan’ın “Medine’ye Varamadım” ilahisindeki bu başlangıç, dinleyeni hemen o derin hüzne ortak eder.Kabe’nin Gölgesinde Açan Yara ve Çaresizlik
İlahinin ilerleyen bölümlerinde, kutsal mekanların manevi etkisi ve bu etkinin yarattığı hüzün daha da belirginleşir: “Kabe’nin örtüsü kara” ifadesi, Kabe’nin heybetli ve mütevazı duruşunu tasvir ederken, aynı zamanda bu kutsal mekanı görmenin, ona yakın olmanın verdiği manevi yoğunlukla birlikte duyulan eksikliği de simgeler. Kabe’yi görmek, var olan hasreti daha da derinleştirir, adeta bir yara açar. Bu yara, Allah’a ve Resulüne olan aşkın büyüklüğünü, ancak bu büyüklük karşısında duyulan acizliği ifade eder. “Bulunmaz derdime çare” sözü, bu hasretin, bu ilahi aşkın dünyevi hiçbir ilaçla dindirilemeyecek kadar köklü ve yüce olduğunu gösterir. Ali Ercan’ın bu dizelerle “Medine’ye Varamadım” temasını Kabe’nin manevi ağırlığıyla birleştirmesi, ilahinin etki gücünü artırır.Gözyaşları ve Ölüm Arzusu: Hasretin Doruk Noktası
Ali Ercan, ilahinin sonraki kısımlarında hasretin getirdiği çaresizliği ve teslimiyeti gözyaşları ve ölüm arzusuyla ifade eder: Bu dizeler, ilahi aşkın yarattığı ıstırabın fiziksel tezahürlerini ve bu ıstırabın ötesindeki bir sükunet arayışını ortaya koyar. “Rabbim nasip eyle, ne var” yakarışı, ilahi takdire bir boyun eğiş ve bu hasretin dinmesini dileyen samimi bir niyazdır. Hasretin kalbi dağlaması, bu özlemin ne denli yakıcı ve tüketici olduğunu vurgular. “İki gözüm durmaz ağlar” ifadesi, bu manevi acının dışa vurumudur; gözyaşları, ruhun arınma ve kavuşma isteğinin sembolüdür. “Resulu görebilseydim, derdimi söyleseyidim, gam çekmezdim ölseyidim” dizeleri ise, kavuşmanın, bu büyük aşkın muhatabıyla buluşmanın, tüm dünyevi dertleri unutturacak ve hatta ölümün bile bir kurtuluş olacağı denli büyük bir huzur getireceğini anlatır. Ali Ercan’ın “Medine’ye Varamadım” ilahisi, bu noktalarda manevi bir teslimiyet ve aşkın zirvesini yaşatır.Resulün Eşi Benzeri Olmayışı ve Sonsuz Özlem
Şarkının son bölümlerinde, Hz. Peygamber’in eşsizliği ve ona duyulan bitmeyen özlem bir kez daha vurgulanır: “Kabe’nin o siyah taşı” ifadesi, Hac ibadetinin ve Kabe’nin manevi ağırlığını bir kez daha hatırlatır. Bu taşın önünde akıtılan gözyaşları, ilahi huzurda duyulan acizliği ve yakarışı simgeler. “Bulunmaz Resulün eşi” cümlesi, Hz. Peygamber’in makamının, şahsiyetinin ve sevgisinin benzersizliğini, tekliğini anlatır. Bu benzersizliğe duyulan aşk, özlemi de sonsuz kılar. “Her an Resulü özlerim” ve “Bu yüzden gülmez gözlerim” dizeleri, bu özlemin sürekli ve hayatın her anına yayılan bir durum olduğunu gösterir. Gülmeyen gözler, bu manevi ayrılığın getirdiği kederin bir yansımasıdır. “Açık gider şu gözlerim” ifadesi ise, bu özlemin o denli büyük ve derin olduğunu, hatta ölüm anında bile bu hasretin dinmeyeceğini, ruhun bu arzuyla fani dünyadan ayrılacağını dile getirir. Ali Ercan’ın “Medine’ye Varamadım” ilahisi, genel olarak, ilahi aşka, Hz. Peygamber’e duyulan derin özlemi, bu özlemin ruhta açtığı yaraları, çaresizliği ve nihayetinde bu aşkla yanıp tutuşan bir kalbin samimi yakarışlarını anlatan güçlü bir eserdir. Her bir dizesi, dinleyenin iç dünyasında yankı uyandıran, manevi bir uyanışa vesile olan derin anlamlar taşır. Bu arzumu Muhammed’e, Hacılar söyler Ahmed’e, Çağırsın şu fakiri de, Yaralıyım, yaralıyım. Son dörtlükte ise, bu hasretin bir duaya dönüştüğünü ve diğer müminler aracılığıyla Hz. Muhammed’e (Ahmed’e) ulaştırılma arzusunu görürüz. “Çağırsın şu fakiri de” yakarışı, bu ilahi çağrıya layık olma, o kutsal mekanlara ulaşma ve Resul’ün huzuruna varma arzusunun en saf ifadesidir. Ali Ercan’ın “Medine’ye Varamadım” ilahisi, böylece, bir kişisel özlemden çıkarak tüm ümmetin ortak bir yakarışına dönüşür.